<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kalite İzle &#187; bilgi</title>
	<atom:link href="http://www.kaliteindir.net/ile-ilgili/bilgi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kaliteindir.net</link>
	<description>Kalite İzle Dünyasına Derin Yolculuk</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Aug 2010 09:46:32 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>peygamberlere iman hakkında bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/peygamberlere-iman-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/peygamberlere-iman-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 09:01:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fırtına</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-Din ve İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberlere]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=62604</guid>
		<description><![CDATA[PEYGAMBERLERINE IMAN &#124;HÜKMÜ NEDİR? – CAİZ MİDİR?
Peygamberler, Allah’ın insanlar arasından seçtigi ve özel olarak egitip yetiştirdigi seçkin insanlar ve elçilerdir. Peygamberlik çalışmakla elde edilecek bir makam değildir. Onlar eylemlerinin çoğunu Allah’ın emri ve özel mesajı (vahiy) ile yaparlar. Bir insan olarak kendiliklerinden yaptıkları işlerde yanıldıkları, ya da işin en doğrusuna isabet edemedikleri olursa, bunu Allah [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PEYGAMBERLERINE IMAN |HÜKMÜ NEDİR? – CAİZ MİDİR?</p>
<p>Peygamberler, Allah’ın insanlar arasından seçtigi ve özel olarak egitip yetiştirdigi seçkin insanlar ve elçilerdir. Peygamberlik çalışmakla elde edilecek bir makam değildir. Onlar eylemlerinin çoğunu Allah’ın emri ve özel mesajı (vahiy) ile yaparlar. Bir insan olarak kendiliklerinden yaptıkları işlerde yanıldıkları, ya da işin en doğrusuna isabet edemedikleri olursa, bunu Allah (c:c.) kendilerine derhal bildirir ve onlara mutlaka en doğru olanı yaptırır.</p>
<p>Peygamberlerin bütün yaptıkları Allah tarafından kontrol edilip düzeltildiği için, onların bütün hayatları din adına birer örnek haline gelmiş ve dinin canlı misalini oluşturmuştur.</p>
<p>Ilk insan, aynı zamanda ilk peygamber olan Hz. Adem(a.s.)’dir. Son Peygamber ise Hz. Muhammed (s:a.s.)’dir. Bu ikisi arasında sayıları yüzbinleri aşkın peygamber gönderilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm, bunların hepsinin isimlerinin bize bildirilmediğini haber verdiği için, bizim onların sayılarını öğrenip ona inanmamız şart değildir. Sadece peygamber olarak gönderilen her insanın Allah’ın elçisi olduğunu söyler ve öyle inanırız.</p>
<p>Bazı peygamberlerin isimleri Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilmekte ve hayat hikâyelerinden bölümler verilmektedir. Onları da anlatıldığı gibi kabul eder ve inanırız. Kur’ân’da isimleri zikredilen peygamberler şunlardır:</p>
<p>Âdem, Idris, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, Ibrahim, Ismail, Ishak, Yakub, Yûsuf, Şuayb, Hârûn, Mûsâ, Dâvûd, Süleyman, Eyyûb, Zülkifl, Yûnus, Ilyas, Elyesa, Zekeriyya, Yahya, Isâ ve Muhammed (Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun).</p>
<p>Bütün peygamberler Allah tarafından gönderildiği için hepsi aynı temel inanç esaslarını getirmiş ve öğretmişlerdir. Hepsinin öncelikle yaptıkları iş; “Tevhid” e, yani yalnız Allah’a inanıp O’nun dışındaki ilâhları inkâra çağırmak olmuştur. Onların hepsi bu işi yapmış ve insanları canlı veya cansız ilâhlara kul olmaktan kurtarmaya, yani özgürlüğe çağırmıştır.</p>
<p>Peygamberler, peygamberliklerini mûcizelerle isbatlarlar. Mûcize; peygamberlerin, Allah’ın gücüne dayanarak başkalarının yapamayacağı harika işler yapmalarıdır. Allah her peygambere özellikle kendi zamanında çok ileri giden bilim ve tekniğe göre bir mûcize vermiştir. Meselâ Hz. Mûsâ zamanında sihirbazlık çok gelişmiş ve Allah ona mûcize olarak sihirleri boşa çıkaran bir asa (baston) vermiş, Hz. Isâ zamanında tıp çok ilerlemiş, Allah da ona mûcize olarak körleri gördürme, alaca hastalığını iyileştirme, hattâ ölüyü diriltme kabiliyeti vermiş Hz. Muhammed zamanında da edebiyat çok ilerlemis, Allah da ona mûcize olarak Kur’ân-ı Kerim’i göndermiştir. Öyle ki, en büyük edebiyatçılar bile onun en küçük sûresine dahi benzer bir metin yazamamışlardır. Önceki peygamberlerin, peygamberlikleri gibi mûcizeleri de geçici iken, Hz. Muhammed’in en büyük mûcizesi olan Kur’ân-ı Kerîm’in mûcizeliği de onun peygamberliği gibi süreklidir. Peygamberlere verilen mûcizeler böyle birer taneden ibaret değildir. Onlar her istendiğinde Allah’ın yardımıyla mûcize gösterebilirlerdi. Meselâ, Hz. Muhammed’in daha yüzlerce mûcizesi vardır.</p>
<p>Peygamberleri diğer insanlardan ayıran bazı özellikler vardır:</p>
<p>a) Onlar Allah tarafından yetiştirilir ve terbiye edilirler, insanlar ise akılları ve çabalarıyla bilgi edinirler,</p>
<p>b) Peygamberlerin gayesi Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesidir, insanlar ise bilgi ve becerileriyle başka şeyler, meselâ şöhret isteyebilirler,</p>
<p>c) Peygamberler Allah’tan getirip öğrettiklerini kendi hayatlarında tastamam yaşayan insanlardır.</p>
<p>Peygamberler hiç yalan söylemeyen, yaratılıştan, üstün anlayış ve ahlâk üzere olan, son derece güvenilen, hiç günah işlemeyen ve Allah’tan aldıkları bilgileri tastamam insanlara aktaran ve ulaştıran insanlardır. (Ismet, emanet, fetanet, sıdk, tebliğ)</p>
<p>Peygamberler’in peygamberlikleri arasında bir fark yoktur, hepsini peygamber olarak kabul eder ve inanırız. Ancak yerine getirdikleri görev bakımından aralarında derece farkı vardır ve Hz. Muhammed, hem bütün peygamberlerin hem de bütün insanların en üstünüdür. Ondan sonra diğer peygamberler, sonra büyük melekler, sonra diğer insanların iyileri, sonra da diğer melekler gelir.</p>
<p>Hz. Muhammed son peygamberdir. Peygamberlik zinciri onunla tamamlanmıştır. Onun getirdiği din bütün insanlığa gelmiş son dindir. Artık ne başka peygamber, ne de başka din gelecektir. O, cinlerin de peygamberidir. Halbuki, ondan önceki peygamberler belli bölgelere ve belli milletlere gönderilen ve getirdikleri din, dünyada bulunan herkesi ilgilendirmeyen peygamberlerdi.</p>
<p>Hz. Isâ Allah’ın büyük peygamberlerinden biridir ve Hz. Adem’in topraktan yaratıldığı gibi, o da Babasız olarak Allah’ın dilemesiyle Hz. Meryem’den doğmuştur. Annesi de iffetli bir kadındır. O, -hâşâ- hiristiyanların dediği gibi Allah’ın oğlu değildir. Onların iddia ettikleri gibi öldürülüp çarmıha gerilmemiştir. Allah onu öldürüp kendi katına çıkardığını haber vermektedir. Indirilişi nasıl olacaktır, bilmiyoruz ama, sonra da dünyaya indirilecektir.</p>
<p>Aklımıza, peygamberlerin gönderilmesine ne lüzum vardı? diye bir soru takılabilir. Aslında bunu,.Allah’ın büyük bir lûtfu ve iyıliği saymamız gerektiğini hatırlamalıyız. Sonra:</p>
<p>l. Insanlar hem dünyaları, hem de sonları için, kendi çıkarlarına ve faydalarına olan şeyleri sırf akıllarıyla bulamazlar. Bunu çok basit konularda bile insanların, çok değişik şeyler düşündüklerinden anlıyoruz. Işte peygamberler akılların çözemediği ya dâ çözmekte zorluk çektigi noktalarda, Allah’ın öğretmesiyle insanlara rehberlik yaparlar.</p>
<p>2. Daha önce muazzam bir makineye benzettiğimiz insanların, nasıl hareket etmeleri gerektiğini bildiren broşürler durumundaki kitapların anlaşılmalarını sağlar ve deyim yerinde ise, bu konuda bir teknisyen görevi yaparlar.</p>
<p>3. Allah’ın gönderdiği emirlerin canlı bir uygulayıcısı olmakla, yanlış anlayış ve uygulamalara yer bırakmazlar.</p>
<p>Bütün bunları Allah bizzat kendisi yapsaydı, doğru ve eğriyi herkese kendisi söyleseydi de, bir takım insanları peygamber yapmasaydı ne olurdu? diye de düşünülebilir. Buna cevap olarak denilebilir ki, o zaman herkes Allah’ı duyularıyla hisseder ve algılardı. Böyle algılanan bir şeyin, meselâ Güneşin olup olmadığı konusunda tartışmaya girmek anlamsız olduğu gibi, onun varlığını kabul etmenin de hiçbir özelliği olmazdı, kimse güneş vardır dediği için bir değer kazanmış olmaz. Allah da herkesle konuşsaydı, inanma-inkâr etme mücadelesi olmazdı. Kısaca imtihan, özelliğini kaybederdi. Dolayısı ile Cennet ve Cehennem anlamsızlaşırdı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/peygamberlere-iman-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramı hakkında bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/ramazan-bayrami-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/ramazan-bayrami-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 07:53:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-Ramazan Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=61082</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan Bayramı hakkında bilgi
    Müslümanların iki büyük bayramından biri. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı &#8220;Fıtır bayramı&#8221; adı da verilmektedir.
    Resulullah (s.a.s) Medine&#8217;ye hicret ettiği zaman Medinelilerin eğlenip neşelendigi iki bayramları vardı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan Bayramı hakkında bilgi</p>
<p>    Müslümanların iki büyük bayramından biri. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı &#8220;Fıtır bayramı&#8221; adı da verilmektedir.</p>
<p>    Resulullah (s.a.s) Medine&#8217;ye hicret ettiği zaman Medinelilerin eğlenip neşelendigi iki bayramları vardı. Hz. Peygamber Medinelilere özgü olan, cahiliye izleri taşıyan bu bayramların yerine bütün müslümanların sevinip eğleneceği İslâm&#8217;ın iki bayramını onlara haber verdi: &#8220;Allahu Teâlâ size, kutladığınız bu iki bayramın yerine, daha hayırlısını, Ramazan bayramı ile Kurban bayramını hediye etti&#8221; (Sünen-i Ebû Dâvud, Salat, 239). Bayram, Ramazan çıkıp bayramın başladığı Şevval hilalini görmekle, havanın bulutlu olması durumunda da Ramazan&#8217;ı otuz gün tutmakla başlar. Ramazan&#8217;ın yirmi dokuzunda hilal görünürse, ertesi gün Şevval&#8217;in biridir ve bayram yapılır (Sünen-i Ebû Dâvud, 3/306).</p>
<p>    Ramazan bayramı, bir aylık oruçtan sonra yeme-içmenin ve her türlü helal nimetten yararlanmanın mübah olduğu; müslümanların eğlenip birbirlerini ziyaret ettikleri, hediyeleştikleri; çocuklarin, fakirlerin ve kimsesizlerin sadaka verilerek sevindirildiği; kısaca İslâmî kardeşliğin toplumun her kesiminde canlı olarak yaşandığı; bütün bunlarla birlikte Allah&#8217;a karşı da sorumluluklarının bilinciyle topluca namaz kılıp birbirine nasihat ettikleri sevinç günleridir. Ramazan bayramında yapılması vâcib olan fıtır sadakası vermek, bayram namazı kılmak gibi ibadetlerin yanında sünnet, müstehab olanları da vardır. Ramazan&#8217;ın ilk gününde oruç tutmak ise haramdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/ramazan-bayrami-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile Sağlığı Elemanı İle İlgili Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/aile-sagligi-elemani-ile-ilgili-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/aile-sagligi-elemani-ile-ilgili-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 06:54:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam Sağlık Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Elemanı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=52832</guid>
		<description><![CDATA[Aile Sağlığı Elemanı İle İlgili Bilgi
Aile hekimi ile birlikte hizmet veren, sözleşmeli çalıştırılan veya Bakanlıkça görevlendirilen hemşire, ebe, sağlık memuruna denir.
Aile Sağlığı Elemanının Görevleri
1) Aile hekimi ile birlikte ekip anlayışı içinde kişiye yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini sunmak ve görevinin gerektirdiği hizmetler ile ilgili sağlık kayıt ve istatistiklerini tutmakla yükümlüdür.
2) Kişilerin yaşamsal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aile Sağlığı Elemanı İle İlgili Bilgi</p>
<p>Aile hekimi ile birlikte hizmet veren, sözleşmeli çalıştırılan veya Bakanlıkça görevlendirilen hemşire, ebe, sağlık memuruna denir.</p>
<p>Aile Sağlığı Elemanının Görevleri</p>
<p>1) Aile hekimi ile birlikte ekip anlayışı içinde kişiye yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini sunmak ve görevinin gerektirdiği hizmetler ile ilgili sağlık kayıt ve istatistiklerini tutmakla yükümlüdür.</p>
<p>2) Kişilerin yaşamsal bulgularını ölçer ve kaydeder,</p>
<p>3) Aile hekiminin gözetiminde, talimatı verilen ilaçları uygular,</p>
<p>4) Yara bakım hizmetlerini yürütür,</p>
<p>5) Tıbbi alet, malzeme ve cihazların hizmete hazır bulundurulmasını sağlar,</p>
<p>6) Poliklinik hizmetlerine yardımcı olur, tıbbi sekreter bulunmadığı hallerde sevk edilen hastaların sevk edildiği kurumla koordinasyonunu sağlar,</p>
<p>7) Gereken tetkikler için numune alır, eğitimini aldığı basit laboratuvar tetkiklerini yapar veya aldığı numunelerin ilgili laboratuvar tarafından teslim alınmasını sağlar,</p>
<p> <img src='http://www.kaliteindir.net/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Gezici ve yerinde sağlık hizmetleri, sağlığı geliştirici ve koruyucu hizmetler ile ana çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini verir, evde bakım hizmetlerinin verilmesinde aile hekimine yardımcı olur,</p>
<p>9) Bakanlıkça belirlenen hizmet içi eğitimlere katılır,</p>
<p>10) Sağlık hizmetlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak görev, yetki ve sorumlulukları kapsamında aile hekiminin verdiği diğer görevleri yerine getirir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/aile-sagligi-elemani-ile-ilgili-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile Hekimi Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/aile-hekimi-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/aile-hekimi-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 06:46:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam Sağlık Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/aile-hekimi-hakkinda-bilgi.html</guid>
		<description><![CDATA[Aile Hekimi Hakkında Bilgi
Bireylerin ve aile fertlerinin ikamet yerlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis,  tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aile Hekimi Hakkında Bilgi</p>
<p>Bireylerin ve aile fertlerinin ikamet yerlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis,  tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabipleridir.</p>
<p>Aile hekiminin görevleri:</p>
<p>1)Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek,</p>
<p>2) Aile hekimi, kendisine kayıtlı kişileri bir bütün olarak ele alıp, kişiye yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini sunmak,</p>
<p>3) Sağlıkla ilgili olarak kayıtlı kişilere rehberlik yapar, sağlığı geliştirici ve koruyucu hizmetler ile ana çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini vermek,</p>
<p>4)Kendisine kayıtlı kişilerin ilk değerlendirmesini yapmak için altı ay içinde ev ziyaretinde bulunup veya kişiler ile iletişime geçmek,</p>
<p>5) Kayıtlı kişilerin yaş, cinsiyet ve hastalık gruplarına yönelik izlem ve taramaları (kanser, kronik hastalıklar, gebe, loğusa, yenidoğan, bebek, çocuk sağlığı, adölesan, erişkin, yaşlı sağlığı ve benzeri) yapmak,</p>
<p>6) Periyodik sağlık muayenesi yapmak,</p>
<p>7)Tetkik hizmetlerinin verilmesini sağlamak  ya da bu hizmetleri vermek,</p>
<p>8)Kendisine kayıtlı kişileri yılda en az bir defa değerlendirerek sağlık kayıtlarını güncellemek.</p>
<p>9)Evde takibi zorunlu olan özürlü, yaşlı, yatalak ve benzeri durumdaki kendisine kayıtlı kişilere evde veya gezici/yerinde sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek,</p>
<p>10)Aile sağlığı merkezi şartlarında tanı veya tedavisi yapılamayan hastaları sevk etmek, sevk edilen hastaların geri bildirimi yapılan muayene, tetkik, tanı, tedavi ve yatış bilgilerini değerlendirmek, ikinci ve üçüncü basamak tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile evde bakım hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak,</p>
<p>11) Gerektiğinde hastayı gözlem altına alarak tetkik ve tedavisini yapmak,</p>
<p>12)Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezlerde gerektiğinde hastayı gözlem amaçlı yatırarak tetkik ve tedavisini yapar,</p>
<p>13)Aile sağlığı merkezini yönetmek, birlikte çalıştığı ekibi denetlemek ve hizmet içi eğitimlerini sağlamak</p>
<p>14)İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmi tabiplerce kişiye yönelik düzenlenmesi öngörülen her türlü sağlık raporu, sevk evrakı, reçete ve sair belgeleri düzenlemektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/aile-hekimi-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile Hekimi İle İlgili Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/aile-hekimi-ile-ilgili-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/aile-hekimi-ile-ilgili-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 06:44:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam Sağlık Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/aile-hekimi-ile-ilgili-bilgi.html</guid>
		<description><![CDATA[Aile Hekimi İle İlgili Bilgi
Bireylerin ve aile fertlerinin ikamet yerlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis,  tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aile Hekimi İle İlgili Bilgi</p>
<p>Bireylerin ve aile fertlerinin ikamet yerlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis,  tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabipleridir.</p>
<p>Aile hekiminin görevleri:</p>
<p>1)Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek,</p>
<p>2) Aile hekimi, kendisine kayıtlı kişileri bir bütün olarak ele alıp, kişiye yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini sunmak,</p>
<p>3) Sağlıkla ilgili olarak kayıtlı kişilere rehberlik yapar, sağlığı geliştirici ve koruyucu hizmetler ile ana çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini vermek,</p>
<p>4)Kendisine kayıtlı kişilerin ilk değerlendirmesini yapmak için altı ay içinde ev ziyaretinde bulunup veya kişiler ile iletişime geçmek,</p>
<p>5) Kayıtlı kişilerin yaş, cinsiyet ve hastalık gruplarına yönelik izlem ve taramaları (kanser, kronik hastalıklar, gebe, loğusa, yenidoğan, bebek, çocuk sağlığı, adölesan, erişkin, yaşlı sağlığı ve benzeri) yapmak,</p>
<p>6) Periyodik sağlık muayenesi yapmak,</p>
<p>7)Tetkik hizmetlerinin verilmesini sağlamak  ya da bu hizmetleri vermek,</p>
<p>8)Kendisine kayıtlı kişileri yılda en az bir defa değerlendirerek sağlık kayıtlarını güncellemek.</p>
<p>9)Evde takibi zorunlu olan özürlü, yaşlı, yatalak ve benzeri durumdaki kendisine kayıtlı kişilere evde veya gezici/yerinde sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek,</p>
<p>10)Aile sağlığı merkezi şartlarında tanı veya tedavisi yapılamayan hastaları sevk etmek, sevk edilen hastaların geri bildirimi yapılan muayene, tetkik, tanı, tedavi ve yatış bilgilerini değerlendirmek, ikinci ve üçüncü basamak tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile evde bakım hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak,</p>
<p>11) Gerektiğinde hastayı gözlem altına alarak tetkik ve tedavisini yapmak,</p>
<p>12)Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezlerde gerektiğinde hastayı gözlem amaçlı yatırarak tetkik ve tedavisini yapar,</p>
<p>13)Aile sağlığı merkezini yönetmek, birlikte çalıştığı ekibi denetlemek ve hizmet içi eğitimlerini sağlamak</p>
<p>14)İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmi tabiplerce kişiye yönelik düzenlenmesi öngörülen her türlü sağlık raporu, sevk evrakı, reçete ve sair belgeleri düzenlemektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/aile-hekimi-ile-ilgili-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berat Kandili Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/berat-kandili-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/berat-kandili-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 05:54:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Berat]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Kandili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=51841</guid>
		<description><![CDATA[Berat Kandili Hakkında Bilgi
Beraat Kandilinin önemi
Beraat Kandilinin anlamı
Beraat Kandili hakkında bilgi
Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.
Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Berat Kandili Hakkında Bilgi</p>
<p>Beraat Kandilinin önemi<br />
Beraat Kandilinin anlamı<br />
Beraat Kandili hakkında bilgi</p>
<p>Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.<br />
Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur.<br />
Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir.<br />
Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.<br />
Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle:<br />
&#8220;O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur.&#8221;<br />
Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece Kadir Gecesidir. İkrime bin Ebi Cehil&#8217;in de dahil olduğu bir grup alim ise; bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. Bu hikmetli işler nelerdir ve âyetin mânası nedir?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/berat-kandili-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berât gecesi, Berât gecesi ile ilgili bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/berat-gecesi-berat-gecesi-ile-ilgili-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/berat-gecesi-berat-gecesi-ile-ilgili-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2010 09:14:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Berat]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=51454</guid>
		<description><![CDATA[Berât gecesi, Berât gecesi ile ilgili bilgi
BERÂT GECESİ
Berât gecesi, Şaban ayının 15. gecesidir. Berât, kurtulmak, beri olmak demektir. Bu gece, mü`minler için, mağfirete ermek, günahlarından temizlenmek için, son gün ve son fırsattır. Bu gece bir nevi muhasebe gecesidir. Bütün sene içinde işlenen sevap ve günahların muhasebesi yapılır. Bu mübarek geceyi tevbe ve istiğfarla, taat ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Berât gecesi, Berât gecesi ile ilgili bilgi</p>
<p>BERÂT GECESİ</p>
<p>Berât gecesi, Şaban ayının 15. gecesidir. Berât, kurtulmak, beri olmak demektir. Bu gece, mü`minler için, mağfirete ermek, günahlarından temizlenmek için, son gün ve son fırsattır. Bu gece bir nevi muhasebe gecesidir. Bütün sene içinde işlenen sevap ve günahların muhasebesi yapılır. Bu mübarek geceyi tevbe ve istiğfarla, taat ve ibadetle geçirmek, manevi bilançoyu karla kapamağa, o yılın hesap defterini kazançla tamamlamağa vesiledir. Bu gece ile ilgili peygamberimizin teşvikleri şöyledir:<br />
- Rahman ve Rahim olan Allah, Şaban ayının 15. gecesi, kullarına lütuf ve keremi ile tecelli eder, mü`minlerin günahlarını af buyurur, kafirlere de mühlet verir&#8230;<br />
- Şaban ayının yarısı olduğunda, gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin. Çünkü bu gecenin bahşettiği feyzin nihayeti yoktur.<br />
- Şaban ayının 15. gecesi ile 2 bayram gecesi ibadette bulunanın kalbi ezeli nur ile parla<br />
<a href="http://www.alevforum.net/index.php">Mehmet Dikmen</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/berat-gecesi-berat-gecesi-ile-ilgili-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beraat Gecesi namazı hakkında bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/beraat-gecesi-namazi-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/beraat-gecesi-namazi-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 06:40:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Beraat]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Namazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=51420</guid>
		<description><![CDATA[Beraat Gecesi namazı hakkında bilgi
İmam-ı Gazali Hazretleri el-İhyâ&#8217;da, Berat Gecesi&#8217;nde yüz rekât (her rekatte fatihadan sonra on ihlas suresi okunur) namaz kılınması hakkında bir rivayete yer verse de, hadis âlimleri bu namazın sünnette yerinin olmadığını, böyle bir namazın Hicretten 400 sene sonra Kudüs&#8217;te kılınmış olduğu tesbitinde bulunurlar.
Hatta İmam Nevevi böyle bir namazın sünnette bulunmadığı için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beraat Gecesi namazı hakkında bilgi</p>
<p>İmam-ı Gazali Hazretleri el-İhyâ&#8217;da, Berat Gecesi&#8217;nde yüz rekât (her rekatte fatihadan sonra on ihlas suresi okunur) namaz kılınması hakkında bir rivayete yer verse de, hadis âlimleri bu namazın sünnette yerinin olmadığını, böyle bir namazın Hicretten 400 sene sonra Kudüs&#8217;te kılınmış olduğu tesbitinde bulunurlar.</p>
<p>Hatta İmam Nevevi böyle bir namazın sünnette bulunmadığı için bid&#8217;at bile olduğunu ifade eder. Ayrıca secdelerini uzun tutulan iki rekatlik bir namaz daha vardır.</p>
<p>Bu namaza, niyet ettim Allah rızası için namaz kılmaya, diye niyet edilebilir.</p>
<p>sorularlaislamiyet.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/beraat-gecesi-namazi-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Miraç Hadisesi Hakkında Detaylı Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/mirac-hadisesi-hakkinda-detayli-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/mirac-hadisesi-hakkinda-detayli-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 16:24:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Detaylı]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=50688</guid>
		<description><![CDATA[Miraç Hadisesi Hakkında Detaylı Bilgi
Miraç Kandili, nedir, peygamberimiz niçin miraca çıkmıştır, en iyi şekilde nasıl değerlendirilir?
İçindekiler
1. Miraç Kandili
2. Miraç Nasıl Oldu?
3. Peygamberimiz neden mirac&#8217;a çıktı?
4. Peygamberimiz Allah ile nasıl görüşebilir?
5. Bir insan göklere nasıl çıkabilir?
6. Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?
7. Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi?
8. Miraçın benzeri bir olay var mıdır?
9. Miraçla gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Miraç Hadisesi Hakkında Detaylı Bilgi</strong></p>
<p>Miraç Kandili, nedir, peygamberimiz niçin miraca çıkmıştır, en iyi şekilde nasıl değerlendirilir?<br />
İçindekiler</p>
<p>1. Miraç Kandili<br />
2. Miraç Nasıl Oldu?<br />
3. Peygamberimiz neden mirac&#8217;a çıktı?<br />
4. Peygamberimiz Allah ile nasıl görüşebilir?<br />
5. Bir insan göklere nasıl çıkabilir?<br />
6. Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?<br />
7. Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi?<br />
8. Miraçın benzeri bir olay var mıdır?<br />
9. Miraçla gelen hediyeler<br />
10. Miraç Gecesi Namazı<br />
11. Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz<br />
12. Kaynaklar</p>
<p>MİRAÇ KANDİLİ<br />
Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur.<br />
Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur&#8217;ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle anlatılır:<br />
�Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram&#8217;dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ&#8217;ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.� (İsra Suresi, 1)<br />
Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle&#8217; anlatılır:<br />
�O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O�nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O�nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me&#8217;vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre&#8217;yi Allah&#8217;ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.� (Necm Suresi, 7-18.)<br />
Miraç nasıl oldu?<br />
Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ&#8217;ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.<br />
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke&#8217;den), Mescid-i Aksâ&#8217;ya (Kudüs&#8217;e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs&#8217;e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa&#8217;nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ&#8217;ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.<br />
Bir rivayette Hz. İsa&#8217;nın doğduğu yer olan Betlaham&#8217;a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü&#8217;s-Sahra&#8217;nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.</p>
<p>Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine �Hoş geldin� dediler, tebrik ettiler.<br />
Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü&#8217;l-müntehâ&#8217;ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü&#8217;l-Ma&#8217;mur&#8217;u ziyaret etti.<br />
Hz. Cebrail&#8217;in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.<br />
Süleyman Çelebi&#8217;nin dediği gibi </p>
<p>�Aşikâre gördü Rabbü&#8217;l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti� İnşaallah&#8230;<br />
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı., �Allah ümmetine neyi farz kıldı?� diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam �50 vakit namaz� buyurdu.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;nın, �Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez� demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.</p>
<p>Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail&#8217;in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke&#8217;ye döndü.</p>
<p>Sabah olunca Kabe&#8217;nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.</p>
<p>Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraça çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs&#8217;e, Mescid-i Aksâ&#8217;ya uğradığını anlatınca Kureyşliler, �Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?� diye itiraz ettiler, ardından da Mescid-i Aksâ&#8217;yı görmüş olanlar, �Mescid-i Aksâ&#8217;yı bize anlatır mısın?� diye Peygamberimize soru yönelttiler.<br />
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:<br />
�Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, �Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;in kaç kapısı var?� diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü&#8217;l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.�</p>
<p>Bunun üzerine müşrikler:<br />
�Vallahi dos doğru tarif ettin� dediler, ama yine de iman etmediler.</p>
<p>O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir, �Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur� diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir �Sıddîk, tereddütsüz inanan� ünvanını aldı.<br />
Peygamberimiz neden mirac�a çıktı?<br />
Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıdır.<br />
Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz&#8217;i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz&#8217;i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.</p>
<p>Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün velayet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.</p>
<p>Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakka, diğeri de Haktan halka. Birisi mi&#8217;râcin bâtıni tarafı olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.</p>
<p>Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç hediyesi olarak getirmesi gibi&#8230;<br />
Peygamberimiz, Allah ile nasıl görüşebilir?<br />
Soru: �Bize herşeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakka binlerce senelik mesafeyi aşarak yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabbiyle görüşmesi ne demektir?�<br />
Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır, fakat herşey O� na sonsuz şekilde uzaktır.<br />
Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.<br />
Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150 milyon km. uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek lazım. Bu da mümkün değildir.<br />
Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama herşey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam, Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek Miraça yükselmiş; bütün manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.<br />
Bir insan nasıl göklere çıkabilir?<br />
Soru: �Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10-15 bin metre yukarı çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay&#8217;a ve Venüs&#8217;e ulaşabiliyor. Bir insan birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara nasıl gidip gelebilir?�</p>
<p>Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi Rahman&#8217;ın Arşına çıkaramaz mı?<br />
Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?<br />
Soru: &#8220;Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez miydi?&#8221;</p>
<p>Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin âhiretteki neticesini göstermek için Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamı oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi gerekir.</p>
<p>Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan kulağını Arşa kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız görevlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.</p>
<p>Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık etmektedir.<br />
Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh bedenle birlikte olacaksa Cennetü&#8217;1-Me&#8217;vâ&#8217;nın gövdesi olan Sidretü&#8217;l-Müntehaya Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.</p>
<p>Peygamberimiz Miraça sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.<br />
Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi?<br />
Soru: &#8220;Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür?&#8221;</p>
<p>Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hızı birbirinden bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da birbirinden farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 360 km/sn&#8217;dır.</p>
<p>Acaba Peygamberimizin lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında hareketi nasıl akla ters gelebilir?</p>
<p>Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir.</p>
<p>Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor, birisine bir gün, diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.</p>
<p>İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Burak&#8217;a binerek şimşek gibi bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, Onun cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmiştir.<br />
Miraçın benzeri bir olay var mıdır?<br />
Soru: &#8220;Peygamberimizin Miraça çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?&#8221;<br />
Miraçın çok örnekleri vardır:<br />
Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir.<br />
Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir dakikada gidebilir.<br />
İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir çeşit Miraçla kâinata arkasına alarak İlâhî huzura girebilir.<br />
Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar ruhen çıktıkları bildiriliyor.<br />
Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arşa, Arştan yeryüzüne gidip geliyorlar.<br />
Cennette, Cennet ehli mü&#8217;minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyorlar.<br />
Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü&#8217;minlerin imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem Efendimizin bir anda Miraça çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür ve şüphesizdir.<br />
Miraçla gelen hediyeler<br />
Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü&#8217;min ruhlara manen şöyle diyordu: �Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.� Böylece mü&#8217;minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.<br />
İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.<br />
Mü&#8217;minler merak ediyorlar. �Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık� derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.<br />
Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.<br />
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.<br />
Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü&#8217;minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. �Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz� buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.<br />
Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, �Sen paşa oldun� dense ne kadar sevinir.<br />
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, &#8220;Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah&#8217;ın rahmetine gireceksin&#8221; dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)<br />
Miraç Gecesi Namazı<br />
Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir. Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :</p>
<p>�Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim� duası okunur. </p>
<p>Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.<br />
Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz<br />
Miraç gecesinin gündüzünde öğlen namazını kıldıktan sonra sonra dört rekat namaz kılınır.<br />
Bu namazın;birinci rekatında Fatiha� dan sonra bir kere Felak suresi, ikinci rekattan sonra bir kere Nas suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr suresi, dördüncü rekatta elli kere İhlas suresi okunur.</p>
<p>Kaynaklar:<br />
1. Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 31. Söz<br />
2. Mübarek Aylar Günler ve Geceler<br />
3. Üç Aylar İbadet Rehberi</p>
<p>Sorularla İslamiyet Ekibi </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/mirac-hadisesi-hakkinda-detayli-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramı Nedir, Ramazan ile ilgili Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/ramazan-bayrami-nedir-ramazan-ile-ilgili-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/ramazan-bayrami-nedir-ramazan-ile-ilgili-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 09:13:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=50184</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan Bayramı Nedir, Ramazan ile ilgili Bilgi

RAMAZAN  BAYRAMI
Müslümanların iki büyük bayramından biri. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı &#8220;Fıtır bayramı&#8221; adı da verilmektedir.
Resulullah (s.a.s) Medine&#8217;ye hicret ettiği zaman Medinelilerin eğlenip neşelendigi iki bayramları vardı. Hz. Peygamber Medinelilere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan Bayramı Nedir, Ramazan ile ilgili Bilgi<br />
</strong></p>
<p>RAMAZAN  BAYRAMI<br />
Müslümanların iki büyük bayramından biri. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı &#8220;Fıtır bayramı&#8221; adı da verilmektedir.</p>
<p>Resulullah (s.a.s) Medine&#8217;ye hicret ettiği zaman Medinelilerin eğlenip neşelendigi iki bayramları vardı. Hz. Peygamber Medinelilere özgü olan, cahiliye izleri taşıyan bu bayramların yerine bütün müslümanların sevinip eğleneceği İslâm&#8217;ın iki bayramını onlara haber verdi: &#8220;Allahu Teâlâ size, kutladığınız bu iki bayramın yerine, daha hayırlısını, Ramazan bayramı ile Kurban bayramını hediye etti&#8221; (Sünen-i Ebû Dâvud, Salat, 239). Bayram, Ramazan çıkıp bayramın başladığı Şevval hilalini görmekle, havanın bulutlu olması durumunda da Ramazan&#8217;ı otuz gün tutmakla başlar. Ramazan&#8217;ın yirmi dokuzunda hilal görünürse, ertesi gün Şevval&#8217;in biridir ve bayram yapılır (Sünen-i Ebû Dâvud, 3/306).</p>
<p>Ramazan bayramı, bir aylık oruçtan sonra yeme-içmenin ve her türlü helal nimetten yararlanmanın mübah olduğu; müslümanların eğlenip birbirlerini ziyaret ettikleri, hediyeleştikleri; çocuklarin, fakirlerin ve kimsesizlerin sadaka verilerek sevindirildiği; kısaca İslâmî kardeşliğin toplumun her kesiminde canlı olarak yaşandığı; bütün bunlarla birlikte Allah&#8217;a karşı da sorumluluklarının bilinciyle topluca namaz kılıp birbirine nasihat ettikleri sevinç günleridir. Ramazan bayramında yapılması vâcib olan fıtır sadakası vermek, bayram namazı kılmak gibi ibadetlerin yanında sünnet, müstehab olanları da vardır. Ramazan&#8217;ın ilk gününde oruç tutmak ise haramdır.</p>
<p>Ramazan bayramı sabahı erken kalkıp bayramın canlılığını hissetmek, diğer günlerden farklı bir gün olduğunu görmek, cünüp olsun olmasın guslederek temiz (mümkünse yeni) elbiseler giymek, pis kokulu yiyeceklerden uzak durmak, ağzı misvaklayıp fırçalamak, güzel kokular sürünmek, saçı-sakalı, tırnakları ve vücudun diğer yerlerindeki kılları sünnete uygun bir şekilde temizleyip düzene koymak, İslâm&#8217;ın adabından olan güzel şeylerdir ve müstehabtır. Ayrıca fertlerin birbirine karşı diğer günlerden daha fazla güleryüzlü davranması, neşeli görünmek, topluca bayram namazına gitmek; namazdan önce varsa hurma, hurma yoksa tatlı bir şey yemek; bunun da bir, üç, beş gibi tekli olmasina dikkat etmek; namaza giderken Allah&#8217;ı zikretmek, karşılaşılan müslüman kardeşlerle selamlaşip bayram sevincini paylaşmak, bu günü daha bir anlamli kılacak davranışlardır ve Hz. Peygamber&#8217;in sünnetleridir. Yakın akrabaların birbirini ziyaret edip sorması, ihtiyaç içinde olanlara yardımcı olunması gerekir. Ana-babayı unutmamak, hiç olmazsa bayram günlerinde kendilerini ziyaret edip gönüllerini almak müslüman evlatların terketmemesi gereken dinî bir yükümlülüktür.</p>
<p>Zengin olunsun fakir olunsun, bayram gününde güç yettiğince sadaka vermek, daha fazla müslümanla karşılaşıp sevinci paylaşmak için namaza gidilen yoldan gelmeyip başka bir yoldan dönmek sünnettir. Sadakalarin dışında, üzerlerine vâcib olan müslümanlar, bayram namazından önce &#8220;fitre&#8221; adı verilen fıtır sadakalarını verirler. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre sadaka-i fıtır farz, Hanefi mezhebine göre vâcibdir (Tecrid-i Sarih, Tercümesi, 367). Bayram namazından sonra müslümanların birbirleriyle bayramlaşıp musâfaha yapmaları, kucaklaşmaları İslâm&#8217;ın hoş karşiladığı güzel geleneklerdir.</p>
<p>Sabah namazından sonra bayram namazına kadar hiç bir namaz kılınmaz. Bu konuda İbn Abbâs&#8217;tan gelen bir rivâyet şöyledir: &#8220;Nebiyyi Ekrem (s.a.s) fıtır bayramı günü yalnız iki rekât kıldırıp ondan evvel de sonra da hiç bir namaz kılmadı&#8230;&#8221; (Tecrid-i Sarih Tercümesi III, 174).</p>
<p>Bayram namazının cami-mescid gibi kapalı yerler yerine açık alanda, geniş ve düz bir meydanda kılınması sünnettir. Medine&#8217;ye bin arşın uzaklıkta bir yer vardı ki buraya &#8220;Musallâ&#8221; adı verilmişti. Bayram namazları da burada kılınırdı. Ebû Saîd el-Hudrî diyor ki: &#8220;Resulullah fıtır bayramı ile kurban bayramı günlerinde Musallâ&#8217;ya çıkardı. İlk başladığı şey namaz olurdu. Sonra namazdan çıkıp, cemaat saflarında otururken ayakta onlara dönüp vaaz eder ve istediklerini tavsiyede bulunurdu. Abdullah b. Sâib şöyle anlatır: &#8220;Resulullah (s.a.s) ile bayram namazında bulundum. Namazı bitirince; Biz hutbe okuyacağız, dinlemek isteyen otursun dinlesin, gitmek isteyen de gidebilir&#8221; buyurdu (Ebu Davud II, 225).</p>
<p>Bayram namazlarında ezan okunmaz. Bu konuyla ilgili pek çok hadis vardır. Ancak, halkın namazı kaçırmaması için çağrı yapılabileceği yönünde mürsel hadisler de vardır. Örneğin, &#8220;Resulullah, bayramlarda essalâtü câmiah (Topluca namaz kılmaya buyrunuz) diye nidâ etmeyi müezzine emir buyurmuşlardır&#8230; Dolayısıyla bu rivâyeti kabul edip &#8216;namaza gelin&#8217; gibi sözlerle namaza çağırmak mekruh olmaz. Ancak &#8220;Hayyaalessalah gibi ezan cümleleriyle nidâ edilirse bu mekruh olur&#8221; (Tecrid-i Sarih, III, 181) diyen âlimler de vardır.</p>
<p>Kadınların bayram namazına gidip gidemeyecekleri konusunda da farklı görüşler vardır. Peygamberimiz zamanında kadınların bayram namazına gittikleri bir çok sahih hadisle sabit olmuş bir gerçektir. Hattâ şu hadis hayizlı kadınların dahi namaza durmamak şartıyla namaz yerine gidebileceklerini göstermektedir: Ümmü Atiyye&#8217;nin bildirdiğine göre &#8220;Taze, kocaya varmamış kızlara, hattâ hayızlı olanlara varıncaya kadar bütün kadınlar namazgaha çıkar, o günün bereketinden nasiplenmek ümidiyle erkeklerle birlikte tekbir getirir, onlarla beraber dua ederlerdi. Yalnız, hayızlı olanlar Musallanın haricinde kalıp cemaatin tekbir ve dualarında hazır bulunurlar (namaza katılmazlardı)&#8221; (Tecrid-i Sarih, III, 183). Diğer bir rivâyette İbn Abbas diyor ki: &#8220;Resulullah, kadınların hutbeyi işitmediklerini düşünerek Bilâl&#8217;i alip onların yanına geldi, onlara vaaz ederek sadaka vermelerini emretti. Kadınlar küpesini, yüzüğünü Bilâl&#8217;in eteğine atıyorlardı&#8221; (Sünen-i Ebu Dâvud, Salat, 239,241). Bütün bunlara rağmen, ahlak ve namusa verilen değerin azaldığı, fitne ve fesadın yaygınlaştığı ortamlarda kadınların cemaate katılmayıp evlerinde durmaları İslâm&#8217;ın ruhuna daha uygundur.</p>
<p>Ramazan bayramının tespiti kamerî aylardan Şevval hilalinin görünmesiyle olduğu için, hilalin görünüp görünmediği hakkında kesin bir sonuca varılamaz da Ramazan orucunun otuzuncu günü, o günün bayram olduğu anlaşılırsa, orucu iftar edip bayram yapmak gerekir. Ancak, bayram namazı öğle vaktine kadar kılınabileceği için, eğer o günün bayram olduğu öğleden önce anlaşılmışsa, bayram namazı hemen kılınır; yok eğer öğleden sonra oruçlar açılmışsa, ilk gün bayram namazı kılınmaz. İkinci gün kılınıp kılınmayacağı konusunda İslâm âlimleri arasında görüş farklılığı vardır. &#8220;Bir grup insan (binek üzerinde oldukları halde) Resuluüllah&#8217;a gelerek, bir gün önce hilali gördüklerine şâhitlik ediyorlardı. Resuûlullah onlara, iftar etmelerini, ertesi sabah da Musallâ&#8217;ya gitmelerini emretti&#8221; (Sünen-i Ebû Dâvud, II, 227) hadisini delil kabul eden Hanefi ve Hanbelîler, bayram namazının ikinci günü kılınabileceği görüşündedirler. Şâfiîler bayram namazını sünnet kabul ettikleri için, onlara göre ikinci günü kılınmaz.</p>
<p>Bayramlarda eğlenmek ve hattâ oyunlar oynamakta bir sakınca yoktur. Ancak, İslâmî kuralları, haramı, helali, utanma duygusunu, ağırbaşlılığı, israfı ve kâfirlere özenip onlara benzememeyi akıldan çıkarmadan, müslüman şahsiyetine yakişir bir şekilde olmasina dikkat etmek gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/ramazan-bayrami-nedir-ramazan-ile-ilgili-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya Nüfus Günü İle İlgili Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-ile-ilgili-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-ile-ilgili-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 08:45:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>
		<category><![CDATA[Nüfus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=50246</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Nüfus Günü İle İlgili Bilgi
Dünya Nüfus Günü 1987&#8242;den bu yana her yıl 11 Temmuz tarihinde kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, bugünü bir kutlamadan çok nüfus artışından kaynaklanan sorunların gündeme gelmesi, tartışılması ve çalışmaların hızlandırılması için bir fırsat olarak değerlendirmektedir.
Bu yıl tüm dünyada işlenen ana temalar &#8220;yoksulluğun azaltılması ve üreme sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesi&#8221; olarak belirlenmiştir.
Yapılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya Nüfus Günü İle İlgili Bilgi</strong></p>
<p>Dünya Nüfus Günü 1987&#8242;den bu yana her yıl 11 Temmuz tarihinde kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, bugünü bir kutlamadan çok nüfus artışından kaynaklanan sorunların gündeme gelmesi, tartışılması ve çalışmaların hızlandırılması için bir fırsat olarak değerlendirmektedir.</p>
<p>Bu yıl tüm dünyada işlenen ana temalar &#8220;yoksulluğun azaltılması ve üreme sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesi&#8221; olarak belirlenmiştir.</p>
<p>Yapılan araştırmalar yoksulluk içindeki annelerin ölüm riskinin yüksek gelirli olanlardan daha fazla olduğunu göstermektedir. Gayri Safi Milli Gelir düzeyi azaldıkça gebelik, doğum ve doğum sonu problemlerden kaynaklanan anne ve bebek ölümleri artmaktadır. Her yıl hemen hemen tamamı gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere 514,000 kadın gebeliğe bağlı nedenlerden hayatını kaybetmektedır. Yani her dakika bir kadın; gebelik yada doğum sırasında ortaya çıkan sorunlar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Ayrıca her yıl 50 milyondan fazla kadın da gebelik ve doğuma bağlı kalıcı sağlık sorunları yaşamaktadır.</p>
<p>Kadın, kalkınmanın vazgeçilmez ve temel unsurlarından biridir. Daha yüksek gelir ve daha iyi eğitimin anlamı sağlıklı gebelik ve güvenli doğumdur. Kadınlar eğitimli ve sağlıklı bireyler olarak kalkınmanın bir parçası oldukları taktirde ülkeler ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha sağlam bir yapıya sahip olacaklardır. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde kız çocukları daha az eğitim almakta, daha kötü beslenmekte, sağlık hizmetlerinden daha az yararlanmakta ve daha düşük ücretlerle çalışmaktadır. Kadınların hala erkekler kadar iş olanaklarına ve aynı derecede ekonomik güvenceye sahip olmaları istenen düzeyde değildir.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, bu gerçeklerin ışığında nüfus ve kalkınmayla ilgili 2001-2005 yılları arasında Türkiye&#8217;de uygulanacak projeler için 3. Ülke Programı çerçevesinde 5 milyon doların üzerinde bir kaynak sağlamaktadır. Bu program kapsamında;</p>
<p>* Kadın, erkek ve ergenlerin üreme sağlığı konusunda bilinçlendirilmesi,<br />
* Üreme sağlığı hizmetlerinin yönetimi ve uygulamalarının güçlendirilmesi,<br />
* Nüfus ve kalkınma konularında ihtiyaç duyulan veri ve bilginin sağlanması çalışmalarında destek verilmesi,<br />
* Nüfusun genç, yaşlı, engelli gibi öncelikli gruplarıyla ilgili aktivitelerinin desteklenmesi gibi çalışmalar devam etmektedir.</p>
<p>Özellikle yürütülmekte olan savunuculuk alt programı ile de kadının eşitlik hakkının ve temel sorunlarının gündemde tutulması ve karar süreçlerinde daha güçlü temsil edilmesi için dernekler, vakıflar ve medya işbirliğinde çalışmalar yapılmaktadır. Bu kapsamda oluşturulan Medya Danışma Kurulu çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kurulun önerileri ile önümüzdeki günlerde bu kurulun önerileri doğrultusunda basın yayın kuruluşları ile daha yakın çalışmalar yapılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Yaklaşan Dünya Nüfus Gününü fırsat bilerek hem toplumsal sağlığımızı hem de kadının güçlendirilmesi yoluyla gelişmenin sağlanmasını hedefleyen çalışmalarımızın gündemde tutulabilmesi için ilgi ve desteğinizi rica eder, Dünya Nüfus Günü ve BM Nüfus Fonu&#8217;nun çalışmaları konusunda her türlü ek bilgi için bizlere kolayca ulaşabileceğinizi belirterek saygılar sunarız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-ile-ilgili-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berat Gecesi İbadeti İle İlgli Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/berat-gecesi-ibadeti-ile-ilgli-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/berat-gecesi-ibadeti-ile-ilgli-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2010 22:28:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Berat]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[İbadeti]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=49676</guid>
		<description><![CDATA[Berat Gecesi İbadeti İle İlgli  Bilgi
Gecenin manevi değeri dolayısıyla namaz,  Kur’ân tilaveti, zikir, teşbih ve istiğfarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle  muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi  müstehaptır.
İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise,  Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur’ân  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: red;"><strong>Berat Gecesi İbadeti İle İlgli  Bilgi</strong></span></span></div>
<p>Gecenin manevi değeri dolayısıyla namaz,  Kur’ân tilaveti, zikir, teşbih ve istiğfarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle  muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi  müstehaptır.</p>
<p>İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise,  Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur’ân  harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap  verilmektedir Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret  gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının  sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.</p>
<p>“Onun için elden geldiği  kadar Kur’ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır.” (Şualar,  s.426.)</p>
<p>Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi  manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan  ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü’min kardeşlerimizle birlikte teşkil  ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi  serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında  bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu  değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve  bölünmez.</p>
<p>İmam-ı Gazali Hazretleri el-İhyâ’da, Berat Gecesinde yüz rekât  namaz kılınması hakkında bir rivayete yer verse de, hadis âlimleri bu namazın  sünnette yerinin olmadığını, böyle bir namazın Hicretten 400 sene sonra Kudüs’te  kılınmış olduğu tesbitinde bulunurlar. Hatta İmam Nevevi böyle bir namazın  sünnette bulunmadığı için bid’at bile olduğunu ifade eder.</p>
<p>Bunun yerine  kaza namazının kılınması daha isabetli olacaktır. Bununla beraber kılındığı  takdirde de sevabının olmadığı anlamına gelmez. Çünkü ibadet alışkanlıklarının  iyice azaldığı zamanımızda insanların bu vesileyle namaza yönelmelerini hoşgörü  ile karşılamak faydalı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/berat-gecesi-ibadeti-ile-ilgli-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Regaip Gecesi Hakkında Bilgi &#8211; Regaip Gecesi Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/regaip-gecesi-hakkinda-bilgi-regaip-gecesi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/regaip-gecesi-hakkinda-bilgi-regaip-gecesi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 00:11:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Regaip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=49397</guid>
		<description><![CDATA[Regaip Gecesi Hakkında Bilgi &#8211; Regaip Gecesi Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Regâib kelimesi Kur&#8217;an&#8217;da geçmemektedir. Ancak &#8220;reğabe&#8221;den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur&#8217;ân&#8217;da sekiz yerde geçmekte ve &#8220;reğabe&#8221;nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır .
Ayrıca, &#8220;Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Regaip Gecesi Hakkında Bilgi &#8211; Regaip Gecesi Hakkında Bilinmesi Gerekenler</strong></p>
<p>Regâib kelimesi Kur&#8217;an&#8217;da geçmemektedir. Ancak &#8220;reğabe&#8221;den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur&#8217;ân&#8217;da sekiz yerde geçmekte ve &#8220;reğabe&#8221;nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır .</p>
<p>Ayrıca, &#8220;Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.&#8221; (Tevbe Suresi, 36) Hz. Peygamber’in ( a.s.m ) ( aşağıda hadisler bölümünde bulunan) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır: &#8221;</p>
<p>Regaib Gecesi ile İlgili Risale-i Nur’da Geçen İfadeler:</p>
<p>Üstadımız! Nur talebelerinin okudukları bir eşi, bir benzeri daha dünyada olmayan &#8220;Cevşen-ül Kebir&#8221; isimli Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin duasını ve çok sevablı, çok nurlu, çok faziletli salavat-ı şerifelerinizi elde ettik, okumağa başladık. Sizin devam ettiğiniz bu pek kıymetdar, çok mübarek evradlar; bizim zikrimiz, bizim virdimiz oldu elhamdülillah! Fakat en ziyade Risaleleri okumağa gayret ediyoruz, ehemmiyet veriyoruz. Çünki Nur Risalelerini ne kadar sık sık okursak, bu dualardan daha ziyade feyz alıyoruz. Duaları, evradları mübarek gecelerde, hususan Leyle-i Regaib ve Leyle-i Mi&#8217;rac ve Leyle-i Berat, Leyle-i Kadir ve Cuma geceleri gibi vakitlerde okuyoruz. (Hanımlar Rehberi: 158)</p>
<p>“Evvelâ: Tekraren hem sizin Receb-i şerifinizi ve Leyle-i Regaib’inizi tebrik, hem Safranbolu’lu kardeşlerimizin tebriklerine mukabeleten şuhur-u selâselerini ve dört leyali-i mübarekelerini ve Nurlarla gayet ciddî alâkalarını tebrik ederiz.&#8221; (Emirdağ L. &#8211; 1: 166)</p>
<p>Evvelâ: Seksen küsur sene bir ömr-ü manevîyi sizlere kazandıracak olan şuhur-u selâse-i mübarekeyi ve bilhassa bu geceki Leyle-i Regaib&#8217;i tebrik ediyoruz. (Kastamonu L.: 147)</p>
<p>“Evvelen: Seksen sene bir manevî ömr-ü bâki kazandıran şuhur-u selâsenizi ve mübarek kudsî gecelerinizi ve leyle-i regaibinizi ve leyle-i mi’racınızı ve leyle-i beratınızı ve leyle-i kadrinizi ruh u canımızla tebrik ve herbir Nurcunun manevî kazançları ve duaları umum kardeşleri hakkında makbuliyetini rahmet-i İlahiyeden rica ve hizmet-i Nuriyede muvaffakıyetinizi tebrik ederiz.&#8221; (Emirdağ L.-2: 121)</p>
<p>Birinci Sualiniz: Mü&#8217;minin mü&#8217;mine en iyi duası nasıl olmalıdır?<br />
Elcevab: Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünki bazı şerait dâhilinde dua makbul olur. Şerait-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir. Ezcümle: Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevî temizlenmeli, sonra makbul bir dua olan salavat-ı şerifeyi şefaatçı gibi zikretmeli ve âhirde yine salavat getirmeli. Çünki iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur. Hem bi-zahr-il gayb yani &#8220;gıyaben ona dua etmek&#8221;; hem hadîste ve Kur&#8217;anda gelen me&#8217;sur dualarla dua etmek. Meselâ:</p>
<p>Allahumme inni es’elukel afve vel-afiyete livelehu fid-dini ved-dünya vel-ahiret<br />
Rebbenatina fid-dünya haseneten ve fil-ahireti haseneten ve gıne azabennar.</p>
<p>gibi câmi&#8217; dualarla dua etmek; hem hulûs ve huşu&#8217; ve huzur-u kalb ile dua etmek; hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra; hem mevâki&#8217;-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum&#8217;ada, hususan saat-ı icabede; hem şuhur-u selâsede, hususan leyali-i meşhurede; hem ramazanda, hususan leyle-i kadirde dua etmek kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyyen me&#8217;muldür. O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek aynı maksad yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez; belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir. (Mektubat)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/regaip-gecesi-hakkinda-bilgi-regaip-gecesi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babalar Günü İle İlgili Açıklama, Genel Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/babalar-gunu-ile-ilgili-aciklama-genel-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/babalar-gunu-ile-ilgili-aciklama-genel-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 May 2010 06:20:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[Babalar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=48770</guid>
		<description><![CDATA[Babalar Günü İle İlgili Açıklama, Genel Bilgi

Babalar Günü, Türkiye de dâhil olmak üzere pek çok ülkede her yıl Haziran ayının 3. Pazar günü kutlanan özel bir gündür.
Anneler Günü kadar eski olmasa da Babalar Gününün de bir geçmişi vardir. Bazı tarihçiler, Babalar Gününün Antik Roma&#8217;da bile kutlandığını belirtiyor. Bazı araştırmacılar tarih belirtmezken Babalar Gününün Batı Virginia&#8217;da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Babalar Günü İle İlgili Açıklama, Genel Bilgi<br />
</strong></p>
<p>Babalar Günü, Türkiye de dâhil olmak üzere pek çok ülkede her yıl Haziran ayının 3. Pazar günü kutlanan özel bir gündür.</p>
<p>Anneler Günü kadar eski olmasa da Babalar Gününün de bir geçmişi vardir. Bazı tarihçiler, Babalar Gününün Antik Roma&#8217;da bile kutlandığını belirtiyor. Bazı araştırmacılar tarih belirtmezken Babalar Gününün Batı Virginia&#8217;da ortaya çıktığını savunuyor. Batı Virginia&#8217;da yaşayan John Dowdy&#8217;nin annesi öldükten sonra onun yerini alan babası için böyle bir gün kutlanmasını istediği söyleniyor. Annesinin ardından hayatını çocuklarına adayan babası William Smart&#8217;a özel bir gün armağan etmek amacıyla bu fikri ortaya attığını belirtiyor.</p>
<p>Dodd, anneler günü kutlanırken babalar gününün olmayışını büyük bir haksızlık olarak nitelendirmiş. Hemen babasının doğum günü olan 5 Haziran&#8217;ın babalar günü ilan edilmesi için çalışmalara başlamış. Ama bu çalışmalar bir sonraki yılın 19 Mayıs&#8217;ına kadar sürmüş.</p>
<p>Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910&#8242;da Washington&#8217;un Spokane şehrinde kutlanmış. Daha sonra diğer eyaletlere yayılmış. Ancak Babalar Günü resmi olarak 1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Calvin Coolidge&#8217;in desteğiyle kutlandı. 1966 yılında ise o dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl haziran ayının üçüncü pazarının Babalar günü olarak kutlanacağını açıklayan bir bildiri yayımladı.</p>
<p>Katoliklerin Babalar Günü&#8217;ne getirdikleri yorum ise diğerlerinden çok farklı. Onlar bu kutlamayı dini açıdan ele alıp Peygamberleri Hazreti İsa&#8217;nın babası anısına, Mart ayının 19&#8242;unu St. Joseph Günü adı altında babalarına armağan ediyorlar. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/babalar-gunu-ile-ilgili-aciklama-genel-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya Nüfus Günü hakkında genel bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-hakkinda-genel-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-hakkinda-genel-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 May 2010 14:27:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Nüfus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-hakkinda-genel-bilgi.html</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Nüfus Günü hakkında genel bilgi

Dünya Nüfus Günü 1987&#8242;den bu yana her yıl 11 Temmuz tarihinde kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, bugünü bir kutlamadan çok nüfus artışından kaynaklanan sorunların gündeme gelmesi, tartışılması ve çalışmaların hızlandırılması için bir fırsat olarak değerlendirmektedir. 
Bu yıl tüm dünyada işlenen ana temalar &#8220;yoksulluğun azaltılması ve üreme sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesi&#8221; olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya Nüfus Günü hakkında genel bilgi<br />
</strong><br />
Dünya Nüfus Günü 1987&#8242;den bu yana her yıl 11 Temmuz tarihinde kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, bugünü bir kutlamadan çok nüfus artışından kaynaklanan sorunların gündeme gelmesi, tartışılması ve çalışmaların hızlandırılması için bir fırsat olarak değerlendirmektedir. </p>
<p>Bu yıl tüm dünyada işlenen ana temalar &#8220;yoksulluğun azaltılması ve üreme sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesi&#8221; olarak belirlenmiştir.</p>
<p>Yapılan araştırmalar yoksulluk içindeki annelerin ölüm riskinin yüksek gelirli olanlardan daha fazla olduğunu göstermektedir. Gayri Safi Milli Gelir düzeyi azaldıkça gebelik, doğum ve doğum sonu problemlerden kaynaklanan anne ve bebek ölümleri artmaktadır. Her yıl hemen hemen tamamı gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere 514,000 kadın gebeliğe bağlı nedenlerden hayatını kaybetmektedır. Yani her dakika bir kadın; gebelik yada doğum sırasında ortaya çıkan sorunlar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Ayrıca her yıl 50 milyondan fazla kadın da gebelik ve doğuma bağlı kalıcı sağlık sorunları yaşamaktadır.</p>
<p>Kadın, kalkınmanın vazgeçilmez ve temel unsurlarından biridir. Daha yüksek gelir ve daha iyi eğitimin anlamı sağlıklı gebelik ve güvenli doğumdur. Kadınlar eğitimli ve sağlıklı bireyler olarak kalkınmanın bir parçası oldukları taktirde ülkeler ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha sağlam bir yapıya sahip olacaklardır. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde kız çocukları daha az eğitim almakta, daha kötü beslenmekte, sağlık hizmetlerinden daha az yararlanmakta ve daha düşük ücretlerle çalışmaktadır. Kadınların hala erkekler kadar iş olanaklarına ve aynı derecede ekonomik güvenceye sahip olmaları istenen düzeyde değildir.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, bu gerçeklerin ışığında nüfus ve kalkınmayla ilgili 2001-2005 yılları arasında Türkiye&#8217;de uygulanacak projeler için 3. Ülke Programı çerçevesinde 5 milyon doların üzerinde bir kaynak sağlamaktadır. Bu program kapsamında;</p>
<p>* Kadın, erkek ve ergenlerin üreme sağlığı konusunda bilinçlendirilmesi,<br />
* Üreme sağlığı hizmetlerinin yönetimi ve uygulamalarının güçlendirilmesi,<br />
* Nüfus ve kalkınma konularında ihtiyaç duyulan veri ve bilginin sağlanması çalışmalarında destek verilmesi,<br />
* Nüfusun genç, yaşlı, engelli gibi öncelikli gruplarıyla ilgili aktivitelerinin desteklenmesi gibi çalışmalar devam etmektedir. </p>
<p>Özellikle yürütülmekte olan savunuculuk alt programı ile de kadının eşitlik hakkının ve temel sorunlarının gündemde tutulması ve karar süreçlerinde daha güçlü temsil edilmesi için dernekler, vakıflar ve medya işbirliğinde çalışmalar yapılmaktadır. Bu kapsamda oluşturulan Medya Danışma Kurulu çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kurulun önerileri ile önümüzdeki günlerde bu kurulun önerileri doğrultusunda basın yayın kuruluşları ile daha yakın çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. </p>
<p>Yaklaşan Dünya Nüfus Gününü fırsat bilerek hem toplumsal sağlığımızı hem de kadının güçlendirilmesi yoluyla gelişmenin sağlanmasını hedefleyen çalışmalarımızın gündemde tutulabilmesi için ilgi ve desteğinizi rica eder, Dünya Nüfus Günü ve BM Nüfus Fonu&#8217;nun çalışmaları konusunda her türlü ek bilgi için bizlere kolayca ulaşabileceğinizi belirterek saygılar sunarız. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-hakkinda-genel-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Büyükleri Günü (29 Mayıs) &#8211; Türk Büyükleri Günü Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/turk-buyukleri-gunu-29-mayis-turk-buyukleri-gunu-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/turk-buyukleri-gunu-29-mayis-turk-buyukleri-gunu-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 15:50:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[29 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=48420</guid>
		<description><![CDATA[Türk Büyükleri Günü (29 Mayıs) &#8211; Türk Büyükleri Günü Hakkında  Bilgi

Bir ulusun tarihi o ulusunu dünya üzerindeki yaptıklarıyla  direkt ilintilidir. Yüzlerce yıldır dünya tarihine, siyasetine, sanatına yön  veren ulusumuzun tarihi bütün insanlarımızın göğsünü kabartmaktadır. Bu varsıl  geçmişten yoksul geleceğe mi gideceğiz diye insan sormadan edemiyor. Dünya  tarihine kazandırdığı bilim, sanat, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: red;">Türk Büyükleri Günü (29 Mayıs) &#8211; Türk Büyükleri Günü Hakkında  Bilgi</span></strong></p>
<p><img src="http://img69.imageshack.us/img69/7262/turkbuyuklerigunu.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>Bir ulusun tarihi o ulusunu dünya üzerindeki yaptıklarıyla  direkt ilintilidir. Yüzlerce yıldır dünya tarihine, siyasetine, sanatına yön  veren ulusumuzun tarihi bütün insanlarımızın göğsünü kabartmaktadır. Bu varsıl  geçmişten yoksul geleceğe mi gideceğiz diye insan sormadan edemiyor. Dünya  tarihine kazandırdığı bilim, sanat, siyaset, devlet adamlarıyla karanlık orta  çağı aydınlatıp günümüze uygarlığın gelmesinde büyük emekleri olan atalarımızın  yaptıklarını bizler yeterince yapamamaktayız. Dünya Türk büyükleri gününde en  azından onların adlarını saymaya kalksak kaçımız kaç isim sayabiliriz ki? 20  yüzyıldan kaç bilim insanı ya da sanatçıyı dünya insanlarına armağan etmişiz?  Son büyük deha olarak bütün dünya Atatürk´ü göstermektedir.<br />
Geçmişinde önemli  değerleri yetiştiren bir ulusun evlatları olarak günümüzde bizler atalarımızın  bıraktığı hizmet bayrağını daha yüksekleri çekmemiz gerekirken maalesef  yükseltememekteyiz. Bu gün sadece Türk Büyükleri gününü kutlamak zorunda  kalmaktayız. Oysa çağdaş dünyaya yön veren nice yaşayan değere sahip olmamız  gerekmekteydi. Bu anlamda dünyanın biraz gerisinde kalmışız. Hizmet yarışında  yarın geç olacağı için bugünden çalışmaya başlamalıyız ki genç kuşaklar Türk  Büyükleri gününde binlerce yıl önceki değerleri söyleyip durmasınlar. Oktay  Sinanoğlu´nun Bye, Bye Türkçe adlı kitabının başında bir düşünden söz eder.  (Düşü yazmıyorum meraklısı açıp okusun) bu düşün gerçek olacağına inanan bir  Türk insanı olarak gelecek günlerin aydınlığına inanmaktayız. Büyük Atatürk´ün  dediği gibi ”muhtaç olduğum kudret damarlarımdaki asil kanda mevcuttur” yeterki  bu kanı bir tetikleyelim. Yarın bilimde, sanatta, sporda, siyasette, ekonomide,  eğitimde dünyaya yön veren binlerce Türk aydını çıkacaktır. Arkasından da onları  destekleyen yeni Mimar Sinanlar, Biruniler, Ali Kuşçular, Uluğ Beyler, İbn-i  Sinalar, Dede Korkutlar, Kaşkarlı Mahmutlar, Cahit Arflar, Yaşar Doğular, Naim  Süleymanoğluları, Halil Mutlular gelecektir. Bu hizmet bayrağı hiç yere  düşmeyecektir. Çünkü geçmişte yapabildiklerimizi biliyoruz. Bu  yapabildiklerimizi kendimize rehber aldıkça gelecekte de başarıya mutlaka  ulaşacağızdır.<br />
Türk büyükleri günü bir çağı kapatıp başka bir çağı başlatan  Türk dehası Fatih sultan Mehmet Han´ın İstanbul´u aldığı gün olan 29 Mayısa  verilmiştir. O Fatih ki karanlık bir çağı sonlandırmış. İnsanlığa bilimin  öncülüğünü yol gösterici olarak benimsetmiştir. Her türlü değerin üstüne  eğitimi, eğitimciyi koymuştur. Hocasına olan saygısını padişahlık makamından  üstün saymış. Dünya padişahlığı makamı unvanının hocasının karsında kullanmamış.  Bilim ki böylesine kutsaldır. Hiçbir makam bilimin eğitimin önüne geçemez.  Unutmayalım ki bu günün öğrencileri yarının hangi bilim insanları olacaklarını  bilemeyiz. Türk Büyükleri gününde geçmişte bizlere bu güzel vatanı armağan eden  bütün Türk büyüklerine bir kez daha minnettarlığımızı gösterelim. Onlara söz  verelim. Daha çok çalışacağız, daha çok eğitim alacağız, daha çok okuyacağız.  Bunları yaptıktan sonra gerisi gelecektir. Pek yakın zamanda göreceğiz ki dünya  yönetiminde birçok Türk olacaktır. Ama o makamlara ulaşıncaya kadar gerçekten  çok çalışmalıyız. Bu günün gençleri kendinizi hep yarının NATO sekreteri,  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olacak gibi donatın. Unutmayın hayali küçük  olanın dünyası da küçük olur. Hayali büyük olanın dünyası da yaşamı da büyük  olur.<br />
Bizlere bu güzel yurdu armağan eden bütün büyüklerimizin anısı önünde  saygıyla eğiliyoruz. Sizler bizlerin yol göstericisisiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/turk-buyukleri-gunu-29-mayis-turk-buyukleri-gunu-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençlik Haftası Hakkında Bilgi &#8211; Gençlik Haftası (19-25 Mayıs)</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/genclik-haftasi-hakkinda-bilgi-genclik-haftasi-19-25-mayis.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/genclik-haftasi-hakkinda-bilgi-genclik-haftasi-19-25-mayis.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 14:59:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[19-25 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=48402</guid>
		<description><![CDATA[Gençlik Haftası Hakkında Bilgi &#8211; Gençlik Haftası  (19-25 Mayıs)
19 Mayıs Gençlik ve  Spor Bayramından dolayı kutlanan bu hafta 19-25 Mayıs tarihleri arasında  bulunur.
Her yıl 19-25 Mayıs tarihlerinde  kutlanan &#8220;Gençlik Haftası&#8221; Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal  Atatürk&#8217;ü, Gençliğe verdiği önemi ve Ülkemizi daha iyi tanıtmak amacıyla Dünya  Gençlerini de Ankara&#8217;ya davet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;"><span style="color: red;"><strong>Gençlik Haftası Hakkında Bilgi &#8211; Gençlik Haftası  (19-25 Mayıs)</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;">19 Mayıs Gençlik ve  Spor Bayramından dolayı kutlanan bu hafta 19-25 Mayıs tarihleri arasında  bulunur.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Her yıl 19-25 Mayıs tarihlerinde  kutlanan <strong>&#8220;Gençlik Haftası&#8221;</strong> Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal  Atatürk&#8217;ü, Gençliğe verdiği önemi ve Ülkemizi daha iyi tanıtmak amacıyla Dünya  Gençlerini de Ankara&#8217;ya davet ederek &#8220;Dünya Kültürleri ve Gençlerin Büyük  Anadolu Buluşması&#8221; olarak düzenlenmektedir.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/genclik-haftasi-hakkinda-bilgi-genclik-haftasi-19-25-mayis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya Nüfus Günü Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 17:49:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Nüfus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=48278</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Nüfus Günü 10 Temmuz &#8211; Dünya  Nüfus Günü Hakkında Bilgi
Dünya Nüfus Günü 1987&#8242;den bu yana her  yıl 11 Temmuz tarihinde kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, bugünü bir  kutlamadan çok nüfus artışından kaynaklanan sorunların gündeme gelmesi,  tartışılması ve çalışmaların hızlandırılması için bir fırsat olarak  değerlendirmektedir.
Bu yıl tüm dünyada işlenen ana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: red;"><strong>Dünya Nüfus Günü 10 Temmuz &#8211; Dünya  Nüfus Günü Hakkında Bilgi</strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Dünya Nüfus Günü 1987&#8242;den bu yana her  yıl 11 Temmuz tarihinde kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, bugünü bir  kutlamadan çok nüfus artışından kaynaklanan sorunların gündeme gelmesi,  tartışılması ve çalışmaların hızlandırılması için bir fırsat olarak  değerlendirmektedir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Bu yıl tüm dünyada işlenen ana temalar &#8220;yoksulluğun azaltılması ve  üreme sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesi&#8221; olarak  belirlenmiştir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Yapılan araştırmalar yoksulluk içindeki annelerin ölüm riskinin  yüksek gelirli olanlardan daha fazla olduğunu göstermektedir. Gayri Safi Milli  Gelir düzeyi azaldıkça gebelik, doğum ve doğum sonu problemlerden kaynaklanan  anne ve bebek ölümleri artmaktadır. Her yıl hemen hemen tamamı gelişmekte olan  ülkelerde olmak üzere 514,000 kadın gebeliğe bağlı nedenlerden hayatını  kaybetmektedır. Yani her dakika bir kadın; gebelik yada doğum sırasında ortaya  çıkan sorunlar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Ayrıca her yıl 50 milyondan  fazla kadın da gebelik ve doğuma bağlı kalıcı sağlık sorunları  yaşamaktadır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Kadın, kalkınmanın vazgeçilmez ve temel unsurlarından biridir.  Daha yüksek gelir ve daha iyi eğitimin anlamı sağlıklı gebelik ve güvenli  doğumdur. Kadınlar eğitimli ve sağlıklı bireyler olarak kalkınmanın bir parçası  oldukları taktirde ülkeler ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha sağlam bir  yapıya sahip olacaklardır. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde kız  çocukları daha az eğitim almakta, daha kötü beslenmekte, sağlık hizmetlerinden  daha az yararlanmakta ve daha düşük ücretlerle çalışmaktadır. Kadınların hala  erkekler kadar iş olanaklarına ve aynı derecede ekonomik güvenceye sahip  olmaları istenen düzeyde değildir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, bu  gerçeklerin ışığında nüfus ve kalkınmayla ilgili 2001-2005 yılları arasında  Türkiye&#8217;de uygulanacak projeler için 3. Ülke Programı çerçevesinde 5 milyon  doların üzerinde bir kaynak sağlamaktadır. Bu program  kapsamında;</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">*  Kadın, erkek ve ergenlerin üreme sağlığı konusunda  bilinçlendirilmesi,</span></span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">* Üreme sağlığı hizmetlerinin yönetimi ve uygulamalarının  güçlendirilmesi,</span></span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">* Nüfus ve kalkınma konularında ihtiyaç duyulan veri ve bilginin  sağlanması çalışmalarında destek verilmesi,</span></span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">* Nüfusun genç, yaşlı, engelli gibi  öncelikli gruplarıyla ilgili aktivitelerinin desteklenmesi gibi çalışmalar devam  etmektedir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Özellikle yürütülmekte olan savunuculuk alt programı ile de  kadının eşitlik hakkının ve temel sorunlarının gündemde tutulması ve karar  süreçlerinde daha güçlü temsil edilmesi için dernekler, vakıflar ve medya  işbirliğinde çalışmalar yapılmaktadır. Bu kapsamda oluşturulan Medya Danışma  Kurulu çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kurulun önerileri ile önümüzdeki  günlerde bu kurulun önerileri doğrultusunda basın yayın kuruluşları ile daha  yakın çalışmalar yapılmaya başlanmıştır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Yaklaşan Dünya Nüfus Gününü fırsat  bilerek hem toplumsal sağlığımızı hem de kadının güçlendirilmesi yoluyla  gelişmenin sağlanmasını hedefleyen çalışmalarımızın gündemde tutulabilmesi için  ilgi ve desteğinizi rica eder, Dünya Nüfus Günü ve BM Nüfus Fonu&#8217;nun çalışmaları  konusunda her türlü ek bilgi için bizlere kolayca ulaşabileceğinizi belirterek  saygılar sunarız.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/dunya-nufus-gunu-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gazeteciler ve Basın Bayramı Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/gazeteciler-ve-basin-bayrami-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/gazeteciler-ve-basin-bayrami-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 15:18:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazeteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=48280</guid>
		<description><![CDATA[Gazeteciler ve  Basın Bayramı 24 Temmuz &#8211; Gazeteciler ve Basın Bayramı Hakkında  Bilgi
Her mesleğin kendine özgü bir günü var. Türkiye  Gazeteciler Cemiyeti 1946 yılında kurulduğu zaman “gazeteciler için de bir gün  belirleyelim” düşüncesi ortaya atılmış. “İlk gazetenin çıktığı günü  belirleyelim” demişler. Ama iki ayrı görüş ortaya çıkmış. Türkiye’de ilk  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><strong><span style="color: red;">Gazeteciler ve  Basın Bayramı 24 Temmuz &#8211; Gazeteciler ve Basın Bayramı Hakkında  Bilgi</span></strong></span></span></p>
<p>Her mesleğin kendine özgü bir günü var. Türkiye  Gazeteciler Cemiyeti 1946 yılında kurulduğu zaman “gazeteciler için de bir gün  belirleyelim” düşüncesi ortaya atılmış. “İlk gazetenin çıktığı günü  belirleyelim” demişler. Ama iki ayrı görüş ortaya çıkmış. Türkiye’de ilk  gazetenin çıkışı, tabii Osmanlı’dan sonraki Cumhuriyet döneminde kalan topraklar  üzerinde. İlk gazetenin çıkışı kimilerine göre 1831, yani Takvim-i Vakayi’nin  yayınlanışı. İlk Türkçe gazete ama onu, resmi gazete olduğu için ilk gazete  saymayan görüştekiler de 1861, yani Tercüman-ı Hakikat’ın çıkışını ileri  sürmüşler. Bu anlaşmazlık nedeniyle o konuda bir görüş birliği olmamış. Bunun  üzerine Fatih Rıfkı Atay, Akşam gazetesinde 24 Temmuz’u ortaya atmış. 24 Temmuz  bildiğiniz gibi II. Meşrutiyet’te 1908’de Anayasa’nın yeniden yürürlüğe  girmesinin ertesinde çıkan gazetelerin, gazeteciler tarafından sansür  memurlarına verilmeden, gösterilmeden çıkarılmış olduğu birgün. Yani bir  başkaldırı simgesi. Bu nedenle 24 Temmuz kabul edilmiş ve tabii Basın Bayramı  olarak belirlenmiş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/gazeteciler-ve-basin-bayrami-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre Koruma Haftası Hakkında Bilgi (5-11 Haziran)</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/cevre-koruma-haftasi-hakkinda-bilgi-5-11-haziran.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/cevre-koruma-haftasi-hakkinda-bilgi-5-11-haziran.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 14:08:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[5-11 Haziran]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Koruma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=48127</guid>
		<description><![CDATA[Çevre Koruma Haftası Hakkında Bilgi (5-11 Haziran) 

”Çevre”,  insanların sürekli yaşadıkları yere denir. Denizler, dağlar, ovalar, nehirler,  göller, yaylalar, ormanlar, çayırlar doğal çevreyi oluşturur. Doğal Çevrenin  korunması amacı ile 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde Birleşmiş Milletler  Çevre Konferansı toplandı. Bu toplantıda çevre sorunları ele alındı. Çevre  kirlenmesine karşı üye ülkeler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="color: darkred;">Çevre Koruma Haftası Hakkında Bilgi (5-11 Haziran)</span></span> </strong></span></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><br />
”Çevre”,  insanların sürekli yaşadıkları yere denir. Denizler, dağlar, ovalar, nehirler,  göller, yaylalar, ormanlar, çayırlar doğal çevreyi oluşturur. Doğal Çevrenin  korunması amacı ile 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde Birleşmiş Milletler  Çevre Konferansı toplandı. Bu toplantıda çevre sorunları ele alındı. Çevre  kirlenmesine karşı üye ülkeler ortak çözüm yolları aradılar. Birleşmiş Milletler  Çevre Konferansında 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü olması kararlaştırıldı.  Ülkemizde bu amaçla 1978 yılında “Türkiye Çevre Sorunları Vakfı”, daha sonra  “Çevre Müsteşarlığı” kuruldu. Başbakanlığa bağlı Çevre Müsteşarlığı Haziran  ayının ikinci haftasını “Çevre Koruma Haftası” olarak kabul etti. Çevre Koruma  Haftasında okullarda öğrencilere doğal çevrenin korunması gerekliliği anlatılır,  çevre bilinci aşılanır. Okul çevresindeki yerlere geziler düzenlenir, panolar  hazırlanır. Hafta boyunca kitle iletişim araçları aracılığı ile halka çevre  kirlenmesi ile ilgili bilgiler verilir. Alınması gerekli önlemler  anlatılır.</p>
<p>Çevrenin kirlenmesi, ülkede yaşayan herkesin ortak sorunudur.  Çünkü çevre kirliği, içindeki yaşantıyı olumsuz etkiler, insanların ve diğer  canlıların zarar görmesini sağlar. Son yıllarda büyük sanayi hamleleri ile dev  fabrikalar kurulmuş, bu fabrikalardan gerektiği gibi çalışmayan ve  sorumluluklarını yerine getirmeyenler, çevre kirliliğine neden olmuşlar, çevreye  büyük zarar vermişler ve vermeye devam etmektedirler.</p>
<p>Başlıca çevre  sorunları su, hava ve toprak kirlenmesidir.</p>
<p>Su kirlenmesi: Denizlerin,  göllerin ve nehirlerin, zararlı atıklarla kirletilmesi ile ortaya çıkar. Bu  zararlı atıkları sulara sanayi kuruluşları bırakabildiği gibi, bilinçsiz  insanlar da bunu yapabilir. Örneğin denize atılan bir plastik pet şişe  yüzyıllarca kaybolmaz ve kirliliğe neden olur. Kirlilik ile deniz hayvanlarının  yaşam ortamları bozulur, toplu ölümler meydana gelir, bu sulardan avlanan deniz  hayvanlarının yenmesi insanlara zarar verir, insanlar denize giremez ve  yüzemez.</p>
<p>Hava kirliliği: Günümüzde hava kirliliğinin büyük bölümünü  taşıtların egzozlarından çıkan gazlar oluşturur. Yakıtların gereği gibi  yakılmaması sonucu da kirlilik ortaya çıkar. Bacalarına filtreleme sistemi  yapmayan fabrikalar da kirliliğe yol açar. Kirli hava, solunuma elverişsiz  havadır. Kirli hava solunum yolları hastalıklarını artırır. Solunum  organlarımızı yorar. Hava kirliliği ölümlere bile sebep olabilir.</p>
<p>Toprak  kirlenmesi: Atıklarla, zararlı ilaç ve gübrelerle toprağın çoraklaşması, tarıma  elverişsiz duruma gelmesidir. Çiftçilerimiz; tarlada kullanacakları ilaç ve  gübreleri, uzmanlarına sorarak bilinçli olarak kullanmalıdır. Hangi gübrenin  hangi cins topraklarda yararlı olacağı bilinmektedir. Bu nedenle; ilgili uzmana  danışmaksızın ilaç ve gübre kullanılmamalıdır. Toprağa zararlı atık maddeleri  atılmamalıdır. Toprak kirlenmesi toprağın verimini azaltır. Bitki hastalıklarını  çoğaltır, tarım alanlarının azaltır ve ülkenin fakirleşmesini  sağlar.<br />
<strong><br />
Çevre Koruma Tedbirleri</strong><br />
</span></span></p>
<ul><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"></p>
<li>Biriken çöpler hemen kaldırılmalı, gerekli çöp kutularına atılmalıdır.</li>
<li>Kanalizasyondaki patlamalar hemen ilgililere bildirilmelidir.</li>
<li>Zararlı hayvanların, böceklerin özellikle, karasinek ve sivrisineklerin  üreyip çoğalmaları engellenmelidir.</li>
<li>Akarsular ve durgun sular, insan ve hayvan atıkları ile kirletilmemelidir.</li>
<li>Yakıtların tam yakılması sağlanmalıdır. Böylece hem enerji kaybı, hem de  hava kirliliği önlenmiş olur.</li>
<li>Gereksiz yere araçlar kullanılmamalıdır.</li>
<li>Denizlere çöp (özellikle plastik maddeler) atılmamalıdır.</li>
<li>Sokağa kesinlikle çöp atılmamalıdır.</li>
<p></span></span></ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/cevre-koruma-haftasi-hakkinda-bilgi-5-11-haziran.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Etik Günü Hakkında Bilgi &#8211; Etik Günü (25 Mayıs)</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/etik-gunu-hakkinda-bilgi-etik-gunu-25-mayis.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/etik-gunu-hakkinda-bilgi-etik-gunu-25-mayis.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 May 2010 00:28:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[25 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Etik]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=48041</guid>
		<description><![CDATA[Etik Günü Hakkında Bilgi &#8211; Etik Günü (25  Mayıs)
25 Mayıs tarihi ülkemizde etik günü olarak kutlanmaktadır.  25 Mayıs&#8221;ın özelliği Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu&#8221;nun kuruluş  Kanunu&#8221;nun (5176 sayılı Kanun)kabul tarihidir.
Bizim kültürümüze kavram  ve çerçeve olarak farklı olan bu terim son yıllarda ülkemizde de önem kazanmış  bulunmaktadır. Bu günün ne anlama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="color: darkred;">Etik Günü Hakkında Bilgi &#8211; Etik Günü (25  Mayıs)</span></span></strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;">25 Mayıs tarihi ülkemizde etik günü olarak kutlanmaktadır.  25 Mayıs&#8221;ın özelliği Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu&#8221;nun kuruluş  Kanunu&#8221;nun (5176 sayılı Kanun)kabul tarihidir.</span></span></p>
<p>Bizim kültürümüze kavram  ve çerçeve olarak farklı olan bu terim son yıllarda ülkemizde de önem kazanmış  bulunmaktadır. Bu günün ne anlama geldiğini ve niçin kutlandığını bilmek için  öncelikle kısa bir sözlük çalışması yapmak yararlı olacaktır. Kelime anlamıyla  ‘etik’ Yunanca ethos yani &#8220;töre&#8221; sözcüğünden türemiştir, özgün Yunanca kullanımı  ‘Etika’dır, tıpkı politika (siyaset bilimi), poetika (şiir kuramı), gibi.  Felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırt edebilmek amacıyla  ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışmaktadır. Bu yönüyle, kendine ait  kuralları olsa da, halen de tartışılarak gelişen bir daldır.</p>
<p>Farklı  kelimelerle ifade edilen değişik kültürlerde etik kavramı elbette mevcuttur.  Nitekim Eski Yunanda olduğu kadar Çin Uygarlığında da Etik tartışılan bir  konudur. Bizim kültürümüzde ise daha çok ‘ahlak’ kavramı merkezli bir etik alanı  vardır. Ancak Yunan Felsefesi Etik alanını kelime ve düşünce olarak  kuramsallaştıran Felsefe olarak bilinmektedir. Nitekim Etik kavramının bütün  dünyada kabul edilen ortak bir kavram olması da bunu göstermektedir. Ancak  tarihsel süreçte uygulama bakımından sistematik etik uygulamalarının Selçuklu  Medeniyetinin unsurlarından olan Ahilik örgütünde görüldüğünü belirtmek gerekir.  Bilindiği gibi Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu&#8221;da yaşayan Türklerin, esnaf ve  sanatkârlarının birliğini, çalışma ilkeleri ve usullerini oluşturan, çok yönlü  bir sosyo-ekonomik Türk kurumudur. Ahi Örgütüne üye olan esnaf ve sanatkarların  uymaları gereken bir dizi ahlak ve iş kuralları vardı. Uyulmaması durumunda ağır  cezalar da öngörülmüştü. Etik alanı öylesine geniş bir konudur ki, bazen ne  olduğu veya ne anlama geldiği konusunda sağlıklı bir bütünlük de  sağlanamayabilir.</p>
<p>Günümüzde farklı etik alanlar bulunmaktadır: Kürtaj,  yasal ve ahlaki meseleler, Hayvan hakları, Biyoetik, İş etiği, Kriminal adalet,  Çevresel etik, Feminizm, İnsan hakları, Gazetecilik etiği, Tıbbi etik,  Teknolojik etik, Faydacı etik, Faydacı biyoetik, vb. Bunların yanında, farklı  açılardan ele alınan etik başlıkları da söz konusudur: meta etik, normatif etik  ve uygulamalı etik (yukarıda sayılanlar uygulamalı etik’in alt başlıklarıdırlar.  Yunan Felsefesinin Arapça tercümeleriyle birlikte Müslüman dünyasında da Yunan  tarzı çalışmalar görülmektedir. Erdem etik’i denilen alan daha çok Müslüman  dünyasında ilgi görmüş ve geliştirilmiştir. Yakın çağda bilim ve teknolojinin  ilerlemesi, devlet kurumlarının aşırı güç kazanması vb. nedenler etik  ilkelerinin oluşturulması ve benimsenmesini gerekli kılmıştır. İlk uygulamalı  etik değerlerin tıp, genetik, vb. alanlarda konuşulmaya başlanması ilgi  çekicidir. Çünkü diğer insanların üzerinde belirli bir etkileme gücüne sahip  kişi veya meslek gruplarının endi iç denetimlerinin olması zorunlu hale  gelmiştir. Aksi takdirde, diğer insanlara büyük zararlar verilmesi riski  saptanmıştır. İlk önce Batı dünyasında bilgi ve gücü iç denetime kavuşturmak  için etik kuralları oluşturulmaya başlanmıştır. Bu etik kuralları, bazen yasa  gücünde bazen de bir meslek grubunun iç denetim ilkeleri olarak ortaya  çıkmaktadır.</p>
<p>Her iki durumda da, Etik Değerler/ kurallar bir başka  insana ve topluma karşı iç sorumlulukları içermektedir. Ancak bu alanda tam bir  başarı sağlandığını söyleyebilmek zordur. Zira insanoğlunun iyi ve kötü  tarafının da gelişimi sonsuzdur. Etik değerlerin hatırlatılması, bir bilinç  oluşturulması için de 25 Mayıs tarihi Etik Günü olarak kabul edilmiştir. Halen  Etik değerlerin çiğnenmesi durumunda – çoğunlukla bu değerler çiğnenmektedirler-  öngörülen vicdani cezalar son derece yetersizdir. Hukuki cezalar ise son derece  edilgen, karmaşık ve her zaman kamu vicdanını tam tamir edici değildir.</p>
<p>Zaman içerisinde Etik Değerlerin, bir tür Etik Yasalar haline  dönüştürülmesi de sanırım bundan kaynaklanmaktadır. Fakat bu durumda da Yasaları  koyan ve uygulayanların ahlaki davranmaları ihtiyacı yok mudur? Bu gün  dolayısıyla – veya alan uzmanlığı itibarıyla- araştırma yapanların Etik /İnsan  ilişkisi ve Ahlak üzerinde de durmaları bu yüzden bir gerekliliktir. Zira Yunan  Felsefesi ve Batı Uygarlığı, kuramsal ve hukuki açıdan çok gelişmiş olmakla  birlikte, insan öğesine yeterli değeri verebilmiş değildir.</p>
<p>Bizim  kültürümüzdeki ve inancımızdaki ahlak anlayışı ise hala tarihin derinliklerinden  tam olarak bugüne taşınabilmiş değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/etik-gunu-hakkinda-bilgi-etik-gunu-25-mayis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müzeler Haftası Hakkında Bilgi &#8211; Müzeler Haftası (18-24 Mayıs)</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/muzeler-haftasi-hakkinda-bilgi-muzeler-haftasi-18-24-mayis.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/muzeler-haftasi-hakkinda-bilgi-muzeler-haftasi-18-24-mayis.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 15:56:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Müzeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=48024</guid>
		<description><![CDATA[Müzeler Haftası Hakkında Bilgi &#8211; Müzeler Haftası (18-24  Mayıs)
18-24 Mayıs tarihleri arası Müzeler Haftası’dır. Müzeler  Haftası&#8217;nda ülkemizin kültür varlıkları tanıtılır. Eski eserlerin korunması,  gereği anlatılır. Müzelerimiz gezilerek milli kültür ve tarih bilgimiz  zenginleştirilir. Hafta içinde açık oturumlar düzenlenir. Uzmanların konferans  vermeleri sağlanır. Okullarda Tabiat Varlıkları ve Müzeler köşesi hazırlanır, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="color: darkred;">Müzeler Haftası Hakkında Bilgi &#8211; Müzeler Haftası (18-24  Mayıs)</span></span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">18-24 Mayıs tarihleri arası Müzeler Haftası’dır. Müzeler  Haftası&#8217;nda ülkemizin kültür varlıkları tanıtılır. Eski eserlerin korunması,  gereği anlatılır. Müzelerimiz gezilerek milli kültür ve tarih bilgimiz  zenginleştirilir. Hafta içinde açık oturumlar düzenlenir. Uzmanların konferans  vermeleri sağlanır. Okullarda Tabiat Varlıkları ve Müzeler köşesi hazırlanır, bu  köşede müzeci*likle ilgili basında çıkan yazılar sergilenir. Öğrencilerin  müzecilikle ilgili yazıları burada değerlendirilir. Çevrede bulunan eski eser  niteliğindeki belge ve kalıntılar bu köşede  sergilenir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Müze; sanat, bilim, tarih, kültürle ilgili eserlerin halka  gösterilmek için toplanıp sergilendiği yerlerdir. Eski eser; belge, anıt ve  kalıntılardır. Eski eserler, bize, geçmiş yıllarda insanların düşünüş, inanç,  yaşayış ve yete*nekleri hakkında bilgi verirler. Geçmişi öğrenerek bugünü  anlamamıza yardımcı olurlar.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Orta Çağ’da gerçek anlamda müze yoktu.  Kilise ve manastırlarda zengin eşya koleksiyonları bulunuyordu. Fransa’da önce  sanat daha sonra da tarihi eserlerin sergilenmesine başlandı. Kral ve önde  gelenlerin bir araya getirdikleri eserler koleksiyon olarak sergilenmeye  başlandı. Bu çalışmalar, müzecilik, müze kurma fikrinin de çekirdeğini  oluşturdu. Kazı çalışmalarının başlaması 18. yüzyılın ikinci çeyreğinde  olmuştur. Halkın gezebileceği müzeler kurma fikrini ilk olarak La Font de Saint  Yenne (La Fon dö Sen Yen) adında bir Fransız yazar ortaya atmıştır(1746). Ancak,  bu müze 1785 yılında kapanmıştır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Fransız İhtilali sırasında müze kurma  fikri yeniden gündeme geldi. Avrupa’nın ilk ulusal müzesi 27 Temmuz 1793  tarihinde açılan Louvre (Luvr) müzesidir. Süsleme sanatları ile ilgili müzelerin  en eski örneği Londra’daki Victoria and Albert Museum (Viktorya ve Albert  Müzesi)’un kökeninde de 1851 yılında bu kentte açılan ilk evrensel sergi yer  alır. 1870’li yıllardan itibaren İskandinav ülkelerinde halk, yaşantısını ve  sanatlarını gösterime sunan folklor müzeleri kurmaya başladı. Bu müzeler, açık  havada sergi şeklinde yapılmış müzeler idi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu  çalışmalar daha çağdaş müzelerin kurulmasına kadar devam etti. Daha sonra  müzeler bu etkinliklerinin yanında sinema, müzik, tiyatro ve bunun gibi  etkinliklere de açılmaya başladı.</span></span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Müzeler başlangıçta halka açık değildi.  Müzelerden devlet yöneticileri ile bilginler yararlanıyordu. 1850 yılından sonra  müzelerdeki eski eserler sergilenerek halkın ilgisine ve bilgisine  sunuldu.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Yurdumuzda müze çalışmaları 1846 yılında Ahmet Fethi Paşa  tarafından başlatıldı. İlk müze İstanbul’da Aya irini Kilisesi&#8217;nde kuruldu. Daha  sonra Osman Hamdi Bey zamanında yurdun çeşitli bölgelerinde özellikle Nemrut  Dağı&#8217;nda eski Sayda kentinde yapılan arkeolojik kazılardan çıkan eserler  İstanbul’a getirildi. Bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi kuruldu. Osman Hamdi  Beyin ölümünden sonra bu göreve Halit Eldem atandı. Onun zamanında Türk İslam  eserlerini içine alan «İslam Müzesi» kuruldu.</span></span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">1924 yılında Topkapı Sarayı müze olarak  hizmete açıldı. 1928 yılında Etnografya Müzesi tamamlanarak hizmete girdi. 1934  yılında Ayasofya müze olarak hizmete sunuldu. Bu arada Konya, Bursa, Manisa,  İzmir, Kayseri, Afyon, Antalya, Edirne, Adana illerimizde müzeler açıldı. Açılan  müzeler geliştirildi. Eski müzeler onarıldı.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Cumhuriyet döneminde bir yandan müzeler  açılırken öte yandan da arkeolojik kazılar yapıldı. Roma Hamamı, Ahlatlıbel,  Alacahöyük, Alişar, Boğazlıyan kazıları ilk milli arkeolojik kazılardır. Bu  kazılardan çıkan eser*ler Ankara&#8217;da Anadolu Medeniyetleri  Müzesi&#8217;ndedir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Ülkemiz toprakları üstünde birçok uygarlıklar yaşanmıştır. Bu  uygar*lıkların kalıntıları, anıtları belgeleri müzelerimizde sergileniyor.  Yurdumuzda 1995 yılı istatistiklerine göre resmi ve özel kuruluşlara bağlı  müzelerin toplam sayısı 163’e ulaşmıştır. Bunların arasında, Kültür Bakanlığı  Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı müzeler çoğunluğu teşkil  eder.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Müzelerin çoğu İstanbul, İzmir, Ankara ve Konya’dadır. En çok  ziyaretçisi olan müze Topkapı Sarayı Müzesidir. Ankara Anadolu Medeniyetleri  Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi, İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi,  Ayasofya, Efes Müzesi ile Konya Mevlana Müzesi en önemli  müzelerimizdir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Yurdumuzda bulunan bu müzeler ile diğer müzelerin tümünde toplam  2.553.637 eser sergilenmektedir (Devlet İstatistik Enstitüsü yıllığı 1995  verileri).</span></span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Yurdumuza gelen turistlerin büyük bir çoğunluğu bu müzelerimizi  gezmektedir. Müzelerimizi zenginleştirmek için bulduğumuz eski eserleri müze  yöneticilerine teslim etmeliyiz. Çevremizde izinsiz kazı yapılıyorsa durumu  ilgili makamlara bildirmek bir yurttaşlık görevidir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: #000000;">Yurdumuzun tarihi değerlerine eski  eserleri koruyarak sahip çıkmalı*yız. Bu onurlu bir yurttaşlık  görevidir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/muzeler-haftasi-hakkinda-bilgi-muzeler-haftasi-18-24-mayis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile Haftası Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/aile-haftasi-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/aile-haftasi-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 15:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=48019</guid>
		<description><![CDATA[Aile Haftası Hakkında Bilgi
Aile  Haftası (15 Mayıs gününü içine alan hafta)
Her yıl aile gününü içine alan  hafta aile haftası olarak kutlanmaktadır.
Aile genelde belirli bir akraba  grubuyla tanımlanır ki bu da sıklıkla çekirdek aile olarak tanımlanan anne baba  ve çocuktan oluşur. Çağımızda bu tanım ailenin yapısı ve temel işlevi değişmeden  ‘‘ortak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="color: darkred;">Aile Haftası Hakkında Bilgi</span></span></strong></p>
<p><strong>Aile  Haftası (15 Mayıs gününü içine alan hafta)</strong><br />
Her yıl aile gününü içine alan  hafta aile haftası olarak kutlanmaktadır.</p>
<p>Aile genelde belirli bir akraba  grubuyla tanımlanır ki bu da sıklıkla çekirdek aile olarak tanımlanan anne baba  ve çocuktan oluşur. Çağımızda bu tanım ailenin yapısı ve temel işlevi değişmeden  ‘‘ortak bir geçmişi ve geleceği olan kişilerin oluşturduğu grup’’ olarak  değişmiştir<br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/aile-haftasi-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Engelliler Haftası (10-16 Mayıs) &#8211; Engelliler Haftası Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/engelliler-haftasi-10-16-mayis-engelliler-haftasi-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/engelliler-haftasi-10-16-mayis-engelliler-haftasi-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 07:15:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[10-16 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Engelliler]]></category>
		<category><![CDATA[Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=47899</guid>
		<description><![CDATA[Engelliler Haftası (10-16 Mayıs) &#8211; Engelliler Haftası Hakkında  Bilgi
Engelliler Haftası Hakkında  Bilgi
10-16 Mayıs arası  Engelliler Haftasıdır. Sakatlık insanlığın ortak sorunudur. Bu yüzden Sakatlar  Haftası yalnız ülkemizde değil Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede aynı zamanda  değerlendirilir.
Sakatlar Haftası  boyunca; sakatlık sorunu, sakatlığın önlenmesi ve sakatların eğitimi konusu  üstünde durulur. Radyo [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<hr size="1" /><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="color: darkred;">Engelliler Haftası (10-16 Mayıs) &#8211; Engelliler Haftası Hakkında  Bilgi</span></span></strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="color: black;"><strong>Engelliler Haftası Hakkında  Bilgi</strong></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">10-16 Mayıs arası  Engelliler Haftasıdır. Sakatlık insanlığın ortak sorunudur. Bu yüzden Sakatlar  Haftası yalnız ülkemizde değil Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede aynı zamanda  değerlendirilir.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Sakatlar Haftası  boyunca; sakatlık sorunu, sakatlığın önlenmesi ve sakatların eğitimi konusu  üstünde durulur. Radyo ve televizyonda konu ile ilgili programlar yayınlanır.  Okullarda her gün ayrı bir sakatlık konusu işle*nir. Sakatları Koruma Millî  Koordinasyonu Kurulu haftanın değerlendirilmesi için aşağıdaki programın  uygulanmasını kararlaştırmıştır.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">10  Mayıs Sakatlar Haftasının açılışı</span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">11 Mayıs  Görmeyenler günü</span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">12 Mayıs işitme ve Konuşma  Kusurluları günü</span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">13 Mayıs Ortopedik Sakatlar  günü</span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">14 Mayıs Zeka ve Ruhsal Özürlüler  günü</span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">15 Mayıs Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya  Muhtaç Çocuklar günü</span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">16 Mayıs Sakatlar  Haftasına genel bakış.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/engelliler-haftasi-10-16-mayis-engelliler-haftasi-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hemşireler Haftası Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/hemsireler-haftasi-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/hemsireler-haftasi-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 May 2010 20:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Hemşireler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=47881</guid>
		<description><![CDATA[Hemşireler Haftası Hakkında Bilgi

Hemşireler Haftası 12-18 Mayıs
Tarihi çok eski olan hemşirelik mesleği; Eski Mısır, Hindistan, Yunanistan ve Roma’da ilk çağlarda bugünkü biçimde olmasa bile yapılmaktaydı.
Dünyada modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale (Florans Naytingel) olup, ilk hemşirelik okulunu da 1962 yılında Londra’da açmıştır.
Ülkemizde ilk olarak &#8220;Hilal-i Ahmer Cemiyeti&#8221; (Kızılay) 1911 yılında hemşirelik kursları açmıştır. Bu kursları bitiren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Hemşireler Haftası Hakkında Bilgi</strong></div>
<hr size="1" /><ins></ins><ins></ins></p>
<div id="post_message_292118"><strong>Hemşireler Haftası 12-18 Mayıs</strong><br />
Tarihi çok eski olan hemşirelik mesleği; Eski Mısır, Hindistan, Yunanistan ve Roma’da ilk çağlarda bugünkü biçimde olmasa bile yapılmaktaydı.</p>
<p>Dünyada modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale (Florans Naytingel) olup, ilk hemşirelik okulunu da 1962 yılında Londra’da açmıştır.</p>
<p>Ülkemizde ilk olarak &#8220;Hilal-i Ahmer Cemiyeti&#8221; (Kızılay) 1911 yılında hemşirelik kursları açmıştır. Bu kursları bitiren hemşireler; 1912–1914 Balkan Savaşları ile 1914–1918 Birinci Dünya Savaşı’nda hasta ve yaralı askerlere bakmışlardır. Cumhuriyet sonrası ilk Hemşirelik Okulu İstanbul’da açıldı.</p>
<p>Bunu 1939 yılında Ankara’da açılan Askeri Hemşirelik Okulu izledi.</p>
<p>1943’te Verem Savaş Derneği, 1946’da Sağlık Bakanlığı İstanbul’da birer Hemşirelik Okulu açtılar. Daha sonra diğer illerde bu tip okullar açıldı. Bu okullar ortaokul düzeyinde üç yıl, lise düzeyinde dört yıl eğitim vermekteydi. Günümüzde 4 yıllık Sağlık Kolejlerine dönüştürülmüşlerdir. Kolej ve lise mezunlarına eğitim veren 4 yıllık Yüksek Hemşirelik Okulları da halen faaliyettedir. Bu okullardan en ünlüsü İstanbul’daki Florance Nightingale Yüksek Hemşirelik Okulu’dur. Çeşitli üniversitelere bağlı hemşirelik okulları da vardır.</p>
<p>12 Mayıs’ta hemşireliğin kurucusu Florance Nightingale doğduğu için, ona izafeten &#8220;Hemşirelik Haftası&#8221;nın başlangıç günü olmuştur.<br />
12–18 Mayıs tarihleri arasında başta hemşireliğin kurucusu Florance Nightingale (1820–1910)’in özverili, sevecen, gece ve gündüz hizmetleri saygıyla anlatılırken, hemşirelik mesleğinin de kutsallığını vurgulamak gerekir.</p>
<p>Hemşirelik; insan sevgisiyle dolu, şefkatle, sabırla yapılan kutsal ve onurlu bir meslektir.<br />
Bu hafta değerlendirilirken, hemşirelik mesleğinin sorunları ortaya konur ve çözümler üretilir. Mesleğin önemine toplumun dikkati çekti.</p>
<p>Nightingale, Kırım Savaşı sırasında İngiltere’den gelerek, Üsküdar’daki Selimiye Kışlası’nda hemşirelik yapmış ve büyük ün kazanmıştır. 1964 yılından itibaren ülkemizde de her 12 Mayıs Günü &#8220;Hemşireler Günü&#8221; olarak kutlanmaktadır.</p>
<p>Sağlık, bireylerde, zorunlu, vazgeçilmez ve hayatın her döneminde aynı önemi koruyan temel ihtiyaçlardan biridir. Bu ihtiyaca cevap veren personel içinde en önemli meslek grubu ise hemşirelerdir.</p>
<p>Hemşirelik, güç çalışma şartlarını gerektiren, özveri, sabır, hoşgörü kavramlarını içinde bulunduran zor bir meslektir. Hemşirelik, diğer mesleklerde olduğu gibi, toplumsal ihtiyaçlardan doğan, insan hayatıyla yakında ilgili bir meslektir; ekip çalışmasını bilen, el becerisi olan, hızlı çalışan hünerli eller ister; temelinde sevgi, saygı yatar. Hemşire din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin, birey, aile ve topluma sağlığını kazandırmak için çalışır. Bu nedenle, sevgiden, şefkatten, disiplin ve ciddiyetten uzak bir kişinin bu mesleği icra etmesi mümkün değildir; çünkü hemşire, sağlığı yerinde olmayan, yardıma muhtaç insanlara hizmet vermektedir. Bu yönü düşünüldüğünde, hemşirelerin, hem eğitim açısından hem de psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan desteklenmesi gereken bir meslek grubu olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/hemsireler-haftasi-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1 Mayıs İşçi Bayramı hakkında ansiklopedik bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/1-mayis-isci-bayrami-hakkinda-ansiklopedik-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/1-mayis-isci-bayrami-hakkinda-ansiklopedik-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 15:40:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Günler Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[1 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[ansiklopedik]]></category>
		<category><![CDATA[Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=47476</guid>
		<description><![CDATA[1 Mayıs İşçi Bayramı hakkında ansiklopedik  bilgi

1 Mayıs 1977  öncesinde 1 Mayıs İşçi Bayramı için hazırlanan, &#8220;dünyayı avuçlarında yükselten  işçi&#8221; logosu
1 Mayıs İşçi  Bayramı, işçi ve emekçilertarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma  ve haksızlıklarla mücadele günü. Dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî  tatilolarak kabul edilmektedir. 
Türkiye&#8217;de ilk kez
1923&#8242;te  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: darkred;">1 Mayıs İşçi Bayramı hakkında ansiklopedik  bilgi</span></strong></p>
<p><img src="http://www.turkcebilgi.com/images/imgk/1_May_s_logosu.jpg" border="0" alt="" /><br />
<span style="color: #333333;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: xx-small;">1 Mayıs 1977  öncesinde 1 Mayıs İşçi Bayramı için hazırlanan, &#8220;dünyayı avuçlarında yükselten  işçi&#8221; logosu</span></span></span></p>
<p><span style="color: #333333;">1 Mayıs İşçi  Bayramı, işçi ve emekçilertarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma  ve haksızlıklarla mücadele günü. Dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî  tatilolarak kabul edilmektedir. </span></p>
<p><span style="color: #333333;">Türkiye&#8217;de ilk kez</span></p>
<p><span style="color: #333333;">1923&#8242;te  resmî olarak kutlanmıştır. </span></p>
<p><span style="color: #333333;">2008</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Nisan&#8217;ında, <em>&#8220;Emek ve  Dayanışma Günü&#8221;</em> olarak kutlanması kabul edilmiştir.22 Nisan 2009 tarihinde  TBMM&#8217;de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs resmi tatil ilan  edilmiştir.</span></p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>Tarihi</strong></span></p>
<p><span style="color: #333333;">İlk kez </span></p>
<p><span style="color: #333333;">1856&#8242;da </span></p>
<p><span style="color: #333333;">Avustralya&#8217;nın </span></p>
<p><span style="color: #333333;">Melbournekentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş  günü için Melbourne Üniversitesi&#8217;nden Parlamento Evi&#8217;ne kadar biryürüyüş  düzenlediler. </span></p>
<p><span style="color: #333333;">1 Mayıs </span></p>
<p><span style="color: #333333;">1886&#8242;da Amerika İşçi Sendikaları  Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12saat, haftada 6 gün olan çalışma  takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. </span></p>
<p><span style="color: #333333;">Chicago(Şikago)&#8217;da yapılan gösterilere  yarım milyon işçi katıldı. </span></p>
<p><span style="color: #333333;">Luizvil&#8217;de  (</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz  işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil&#8217;deki parklar, siyahlara kapalıydı.  İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park&#8217;a girdi. Her  eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler,  gazeteler tarafından, &#8216;Böylece önyargı duvarı yıkılmış oldu&#8217; şeklinde  yorumlanmıştı.</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Bu gösteriler 1 Mayıs&#8217;ı izleyen  günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs&#8217;ta kanlı</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Haymarket Olayı&#8217;na yol açtı. </span></p>
<p><span style="color: #333333;">Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. </span></p>
<p><span style="color: #333333;">1889&#8242;da toplanan </span></p>
<p><span style="color: #333333;">İkinci Enternasyonal&#8217;de </span></p>
<p><span style="color: #333333;">Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle </span></p>
<p><span style="color: #333333;">1 Mayıs gününün tüm dünyada &#8220;Birlik, mücadele ve dayanışma günü &#8221;  olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri </span></p>
<p><span style="color: #333333;">1890 yılında  yapılabildi.</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Bir proleter bayram gününü, sekiz  saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez </span></p>
<p><span style="color: #333333;">Avustralya&#8217;da doğdu. Avustralyalı  işçiler, 1856&#8242;da, sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak, toplantılar  ve eğlenceler düzenleyerek, hep birlikte bir günlük iş bırakmaya karar verdiler.  Bu kutlamanın yapılacağı gün olarak da 21 Nisan tarihi saptandı. Avustralyalı  işçiler bu kararı, yalnızca 1856&#8242;da uygulamaya niyetlenmişlerdi. Ama bu ilk  kutlamanın Avustralyalı </span></p>
<p><span style="color: #333333;">proleter kitleler  üzerinde çok büyük etkisi oldu, onları canlandırıp yeni bir heyecana yol açtı ve  bu kutlamanın her yıl tekrarlanmasına karar verildi.</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Gerçekten işçilere, kendi kendilerine kararlaştırdıkları bir anda,  kitle halinde işi bırakmaktan daha fazla cesaret ve kendi gücüne güven duygusunu  ne verebilirdi? Fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine, kendi öz  birliklerini toplamaktan daha fazla ne cesaret verebilirdi? Böylece, proleter  bir kutlama günü düşüncesi hızla benimsendi ve Avustralya&#8217;dan diğer ülkelere  yayılmaya başladı, ta ki sonunda tüm proleter dünyayı fethedene  dek.</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Avustralyalı işçilerin örneğini ilk  izleyen Amerikalılar oldu. 1886&#8242;da l Mayıs&#8217;ın evrensel bir iş bırakma günü  olmasına karar verdiler, l Mayıs&#8217;ta 200 bin Amerikalı işçi iş bıraktı ve 8  saatlik işgünü talebinde bulundu. Daha sonra uygulanan polisiye ve yasal  baskılarla, işçilerin bu ölçekte bir gösteriyi tekrarlaması birkaç yıl  engellendi. Yine de 1888&#8242;de bu yolda yeniden karar aldılar ve gelecek gösterinin  l Mayıs 1890&#8242;da olmasını kararlaştırdılar.</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Bu  sırada Avrupa&#8217;daki işçi hareketi de güçlendi ve canlandı. Bu hareketin en güçlü  ifadesi, 1889&#8242;da toplanan Uluslararası İşçiler Kongresi oldu. 400 delegenin  katıldığı bu Kongrede, sekiz saatlik işgünü talebinin en başta yer alması  gerektiği yolunda karar alındı. Bunun üzerine Fransız sendikalarının temsilcisi,  Bordeaux&#8217;lu işçi Lavigne, bu talebin tüm ülkelerde evrensel bir iş bırakma ile  dile getirilmesini teklif etti. Amerikan işçilerinin temsilcisi, yoldaşlarının l  Mayıs 1890&#8242;da grev yapılması yolunda aldığı karara dikkat çekti ve Kongre bu  tarihte uluslararası bir proletarya gününün kutlanmasına karar  verdi.</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Otuz yıl önce Avustralyalı işçiler,  aslında yalnızca bir günlük kutlama düşünmüşlerdi. Kongre, tüm ülkelerin  işçilerinin, l Mayıs 1890&#8242;da sekiz saatlik işgünü için, hep birlikte gösteriler  yapmasını kararlaştırdı. Kimse bu kutlamanın daha sonraki yıllarda da  tekrarlanmasından söz etmedi. Doğal olarak, kimse, bu düşüncenin bir şimşeğin  çakışı gibi başarı kazanacağını ve işçi sınıfı tarafından kısa zamanda  benimseneceğini önceden göremezdi. Bununla birlikte, l Mayıs&#8217;ın her yıl  kutlanacak sürekli bir kurum haline getirilmesinin gerekliliğini herkesin  kavraması ve hissetmesi için, l Mayıs&#8217;ın yalnızca bir kez kutlanması yeterli  oldu.</span></p>
<p><span style="color: #333333;">İlk l Mayıs&#8217;ta sekiz saatlik işgününün  uygulanması talep edildi. Ama bu hedefe ulaşıldıktan sonra da, l Mayıs&#8217;ın  kutlanmasına son verilmedi. İşçilerin burjuvazi ve egemen sınıf karşısındaki  mücadelesi devam ettiği sürece, ve tüm talepleri karşılanmadığı sürece, l Mayıs,  işçi sınıfının bu taleplerinin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Ve daha  iyi günler doğduğunda, dünya işçi sınıfı kurtulduğunda, büyük bir olasılıkla  insanlık o zaman da l Mayıs&#8217;ı, geçmişte verilen zorlu mücadelelerin ve çekilen  acıların anısına yine kutlayacaktır. </span><!-- google_ad_section_end --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/1-mayis-isci-bayrami-hakkinda-ansiklopedik-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya edebiyatı hakkında ansiklopedik bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/dunya-edebiyati-hakkinda-ansiklopedik-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/dunya-edebiyati-hakkinda-ansiklopedik-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2010 08:17:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DOLUNAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[ansiklopedik]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=47258</guid>
		<description><![CDATA[Dünya edebiyatı hakkında ansiklopedik bilgi


Edebiyatın en genel anlamında nasıl tanımlanabileceği sorunu belirli bir tarihsel dönemin sorunsallaştırdığı konu olmasının yanı sıra (özellikle Goethe sonrası) edebiyatın gerek sözsel gerek Yazı&#8217; ya ait kendi tarihi gereği de neredeyse insanlığın tarihi kadar eski bir inceleme alanını beraberinde getirir. Edebiyat&#8217; ı okuyucunun edebiyat olarak düşündüğü şey olarak tanımlamak bazı sakıncaları beraberinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Dünya edebiyatı hakkında ansiklopedik bilgi</strong></div>
<hr size="1" /><ins></ins><ins></ins></p>
<div>
<div id="post_message_1335862">Edebiyatın en genel anlamında nasıl tanımlanabileceği sorunu belirli bir tarihsel dönemin sorunsallaştırdığı konu olmasının yanı sıra (özellikle Goethe sonrası) edebiyatın gerek sözsel gerek Yazı&#8217; ya ait kendi tarihi gereği de neredeyse insanlığın tarihi kadar eski bir inceleme alanını beraberinde getirir. Edebiyat&#8217; ı okuyucunun edebiyat olarak düşündüğü şey olarak tanımlamak bazı sakıncaları beraberinde getirse de, böylesi bir tanım düşüncenin katı kuralları, sınırlayıcılıkları ve ideolojilerin kapalılıkları karşısında rahatlatıcı olacaktır.Böyle bir tanımın getireceği sıkıntıların da en çok tüketim ekonomisinden, modern dünyanın işleyiş ilkelerinden geldiği uzundur bilinmektedir.</p>
<p>Buradan asıl konuya Dünya Edebiyatı&#8217; nın neliğine geçecek olursak, bu alanın çok daha fazla sorunlar içerdiğini görüyoruz. İlk olarak dünya edebiyatı kavramında kilit rolü üstlenen dehayla başlamak gerekiyor: Goethe&#8230;Goethe ve Eckermann&#8217; ın yakın (usta-çırak) ilişkisi Goethe ve Eckermann ilgilileri tarafından iyi bilinmektedir. 1827&#8242; in Ocak ayında Goethe henüz daha on yedi yaşındaki Eckermann&#8217; a &#8220;weltliteratur&#8221; kavramını fısıldar. Kavram daha sonra Eckermann&#8217; ın ustası ile ilişkisine yer verdiği bir kitabında duyurulur. (1835, gesprache mit goethe in den letzten jahren seines lebens) Goethe için dünya edebiyatı &#8220;farklı kültürlerin insanların arasındaki düşünce alışverişi ve ulusların entellektüel hazinelerini değişim için getirdikleri bir edebi alandır.&#8221;</p>
<p>David Damrosch &#8220;What Is World Literature?&#8221; adlı kitabında Dünya Edebiyatı&#8217; nı kendi kültürlerinin dışında da (özgün dilde ya da çeviri yoluyla) dolaşımda olan edebi eserlerin toplamı olarak görür. Gene aynı yazar üzerinden devam edersek, yazar Dünya Edebiyatı&#8217; nın olabilirliğinin yadsındığı görüşlere de yer verir. Dünya edebiyatı, Goethe için bile genel olarak Yunan, Roma edebiyatı ile ilgili, en genel anlamında batı uygarlığı ile ilgilidir. Goethe her ne kadar yaşamı içerisinde doğu&#8217; yu merakla inceliyor ve önem veriyorsa da temel eserlerin, referans noktalarının batı olması gerektiği üzerinde ısrarla duruyordu. diyordu ki: &#8220;Roma ve Yunan edebiyatı bizim için temeldir. Onlara verdiğimiz değeri Çin, Sırp edebiyatlarına veremeyiz.&#8221;</p>
<p>Kısacası edebiyat teorisinde de sıkça kullanılan (center-periphery) merkez ve kenar ya da çevre ikilisi genel olarak eleştirinin yoğunlaştığı alandır. Belirli bir uygarlığın, kültürün ve coğrafyanın sınırları içerisinde algılanan ve o merkez üzerinde dönen bir yapının dünya edebiyatı olarak adlandırılması olanaklı değildir, ve böyle olarak Goethe&#8217; nin de iyi niyetle tasarladığı bir ortak değişim alanı sözkonusu edilemez. Claudio Guillen kim böyle bir şeyi düşünebilir ki der ve ekler : &#8220;Dünya Edebiyatı&#8230; bütün ulusal edebiyatların toplamı: kaba bir düşünce, pratik olarak karşılığı olmayan bir düşünce, olağan bir okuyucu için değil ama ancak trilyoner bir arşivci için bir anlamı olabilir. En düşüncesiz editör bile böylesi bir şeye girişmedi.&#8221;</p>
<p>Bu eleştiri haklı gibi görünse de tümel olanın kavranışı karşısında yetersizdir ve eleştiri oradan sökün eder. Bir hayvan tür olarak kavranır çokluğuna rağmen, örneğin bir sivrisinek&#8217; ten milyonlarca vardır ama sivrisinek kavramı milyonlarcayı birlik altında kapsar ve &#8220;edebiyat&#8221; da böylesi bir tümeldir. Dünya Edebiyatı ise ulusal edebiyatların toplamı olmaktan çok ortak alana giren ve ortak alanda kalabilen eserlerin kapsandığı bir düzlemde iş görür. Dünya Edebiyatı denince ilk akla gelen alan da karşılaştırmalı edebiyat&#8217; tır. Dünya Edebiyatı için tartışılanların neredeyse tümü karşılaştırmalı edebiyatın alanına girer. Edebiyat Eleştirisi bu alanda şeyler-metinler-kültürler arasılık üzerinden şekillenir.</p>
<p>Karşılaştırmalı Edebiyat içerisinde kalarak ilerlersek, bir Çin Edebiyatı uzmanı İngiliz Profesör için bir &#8220;t&#8217; ang dynasty&#8221; poem çok derin anlamlar ve karşılıklar bulabilir. Fakat böylesi bir çalışmanın Dünya Edebiyatı içerisindeki dolaşımında sıradan bir okuyucuda nasıl bir karşılık bulacağı tartışmanın merkezini oluşturur. Böylesi çalışmalar ve eserler genel olarak yerel değerlerin ve bakışın eseri istilasıyla sonuçlanır. Ayrıca en dikkatli ve özenli edebiyat eleştirileri bile batı pratiği üzerinden şekillenmektedir. Sorunların ne kadar derin olduğunu görebiliyoruz, daha ayrıntıya bile girmemişken. Gene de bazı uzmanlar, Northrop Frye gibi, kültürler arasında dolaşımda olan eserlerin arketipler içerdiğine, bu arketiplerin de edebiyat için evrensel bir anlama yetisini sağladıklarına inanırlar. Bunlara son zamanlarda etiemble de katılmış ve arketipler yerine sabitler, değişmeyenler(invariants) kavramını kullanmıştır. Son zamanlarda böylesi değişmezlerin belirlenmesi karşısında yoğun tartışmalar sürüp gitmekte ve uzlaşma sağlanamamaktadır. Teorik olarak doğan olanak eylemde sürdürülebilirliğini kazanamamakta, bir söylem diğer söylemi dışlamaktadır.</p>
<p>Dünya Edebiyatı ve karşılaştırmaları edebiyat derin sorunlarına rağmen varlığını ve önemini giderek arttırmaktadır. Özellikle küreselleşmenin giderek etkisini arttırması bunda önemli etkendir. bir eserin dünya edebiyatına girebilmesi için iki temel aşama vardır: eserin edebiyat olarak okunması ve kendi kültüründen daha geniş bir alana(dünyaya) yayılması, orada dolaşıma girmesi: ortak alanda! Genel olarak, başyapıtlar dışında, bir çok eserin ortak alana girdiği ve çıktığı gözlemlenmiştir. Bu kaymalara sıkça rastlanır. kültürel değişim ve dinamikler bu kaymalarda önemli rol oynar.</p>
<p>Edebiyat eserinin dünyadaki dolaşım serüvenini çözümleyebilmek için varlıkbilimsel bir yaklaşımdan çok görüngübilimsel ( <a rel="nofollow" href="http://www.rehberim.net/forum/redirector.php?url=http%3A%2F%2Fwww.turkcebilgi.com%2Ffenomenoloji%2Fansiklopedi" target="_blank">fenomenoloji</a>k bir yaklaşım) sergilemek önem kazanmaktadır. Eser kendi kültüründe bulduğu karşılıktan çok farklı karşılıklar bulmaktadır ortak alanın alt alanları içerisinde. Bir düşünürün de dediği gibi en başta çeviri bir kültür aşılamasıdır. /&#8221;translation is transculturacion.&#8221;/ Çevirmen kendi düşünsel, kültürel malzemesini kullanarak eseri farklılaştırmaktadır. Çeviri en genel anlamda Dünya Edebiyatı&#8217; nın sahne aldığı yerdir. Özellikle merkez ve çevre kavramları yüzünden daha da ayrıcalık kazanmıştır çeviri. Goethe bile kendi eserlerini yabancı dillerde okurken onların başka bir hale büründüğünü, ayrıcalıklı bir tinsellik ve dinamizm kazandığını not etmiş ve bu yüzden kendi eserlerini başka dillerde okumaktan daha fazla haz aldığını belirtmiştir. Kısacası bağlamın çevrilen dile bağımlı olarak değişim geçirdiği, sıkça manipüle edildiği fazlasıyla iddia edilmiştir. (bunda da haklılık payı olduğu inkar edilemez.) Sıkça şu örnek verilir: &#8220;bei dao&#8217; nun ingilizcedeki durumu çincedeki orijinal durumundan çok ayrıdır.&#8221; Şiirin ve düzmetinin çeviri açısından durumları hayli farklıdır. Şiir&#8217; in anlam boyutundaki kesikliliği, yer yer anlamsızlığı ve mantıksal değişkenlere kaygısız kalışı daha çok anlam üzerinden ve mantıksal değişkenler üzerinden şekillenen çevirinin doğasıyla hayli çatışmaktadır. Kaldı ki forma dayandığı oranda şiir çevirisi neredeyse imkansız bir hal almaktadır.</p>
<p>Bir başka büyük sorun da küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan tüketim sorunudur. Elit ve popüler kesimler arasında sürekli süren savaşın temel düzlemlerinden birisi de bu tüketim üzerinde gerili durmaktadır. Birçok akademisyen, özellikle Fransız teorisyenleri, ki post düşünürleri ve feministleri kapsamaktadır fazlasıyla, doğu kökenli eserlerinin batı&#8217; nın doymak bilmez pazarı için ilginç yatırımlar olarak görüldüğünü haykırmaktadır. Eserleri düzenleyen editörlerin kendi pazar ekonomileri ve popüler kültür değişkenleri üzerinden dışardan gelen eserleri değiştirdikleri, bozdukları örnekleriyle birlikte gösterilmiştir: Bir kadın yazar yaşamadıklarını yaşamış gibi göstermeye ikna edilmiş ve medyanın ilgisi fazlasıyla bu kitaba çekilmiştir. Bütün bunlar ekonominin de işin içine fazlasıyla bulaştığını anlatıyor bize.</p>
<p>Başka bir olay da kanonların belirlenmesi ve ortak alana sunulmasıyla ilgilidir. Piyasaya sürülen kanonların Paris ya da Newyork kriterleri üzerinden şekillendiğini ve Dünya Edebiyatı&#8217; nın ayaklarının bu iki kent üzerinde olduğunu söyleyelim. Doğal olarak edebiyat kanonuna girecek eserler de ya bu kültürlerin gerek tarihsel gerek sosyolojik normlarına göre ya da dolaşıma sokulacak eserlerin yaratacağı ekonomik karşılığa göre belirlenmektedir. Kültürler arası savaşımın tek yöne, batı yönüne doğru kaydırıldığı bir savaştır bu.</p></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/dunya-edebiyati-hakkinda-ansiklopedik-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Roma tiyatrosu hakkında bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/roma-tiyatrosu-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/roma-tiyatrosu-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 17:08:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harbikiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatrosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=46690</guid>
		<description><![CDATA[Roma tiyatrosu hakkında bilgi
Roma, tiyatroya özgü bir katkı yapmaktan çok Yunan tiyatrosuna öykünmekle yetinmiştir. Bununla birlikte, Roma toplumunun estetik bir eşiği aşamayan, ama belli bir canlılığı sürdüren yöresel bir oyun geleneği vardır. Bunlardan biri, yöresel hasat şenlikleri ve evlilik törenlerinde hokkabaz-oyuncu- şarkıcıların söylediği ve belli bir temsil öğesini de barındıran carmina Fescenninay&#8217;dı. Güney İtalya&#8217;da doğan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Roma tiyatrosu hakkında bilgi</p>
<p>Roma, tiyatroya özgü bir katkı yapmaktan çok Yunan tiyatrosuna öykünmekle yetinmiştir. Bununla birlikte, Roma toplumunun estetik bir eşiği aşamayan, ama belli bir canlılığı sürdüren yöresel bir oyun geleneği vardır. Bunlardan biri, yöresel hasat şenlikleri ve evlilik törenlerinde hokkabaz-oyuncu- şarkıcıların söylediği ve belli bir temsil öğesini de barındıran carmina Fescenninay&#8217;dı. Güney İtalya&#8217;da doğan ve IO 3. yüzyılda Roma&#8217;da yaygınlaşan bir başka yöresel türde fabula Atellanay&#8217;dı. Fars, parodi ve siyasal taşlama öğelerini içeren bu oyunlar, İtalyan tiyatrosuna palyaço Maccus ve budala Bucca gibi tipler kazandırdı.<br />
Bir Yunana oyununu Latinceye çevirerek Yunan tiyatrosunu Roma&#8217;ya tanıtan kişi Yunanlı Livius Andronicus&#8217;tur. İlk Romalı oyun yazarı olan Naevius, fabula palliata adı verilen türün de kurucusudur. İÖ 2. yüzyılda Roma tiyatrosunun en önemli iki temsilcisi, Plautus ve Terentius, Yunan, Yeni Komedyası&#8217;nı, Roma toplumuna uyarladı. Ama Roma&#8217;da tiyatroya gidenler, özelliklede Terentius&#8217;un daha düşünsel içerikli oyunlarını izleyenler nüfusun sınırlı bir kesimini oluşturuyordu. Roma tiyatrosu, en baştan beri, Yunan kentlerinden daha büyük bir nüfusun incelmemiş, zevklerine cevap vermeye yönelikti.<br />
İzleyici çekmeyen oyunlara ayrılmış ödeneğin şenlik yöneticisince iptal edilebildiği bir ortamda, oynanan oyunlarda da gösteri öğeleri öne çıktı. Senecan&#8217;ın bu gelişmeye bir tepki olarak yazdığı oyunlar (IS 1.yy) oynanmaktan çok, yüksek sesle okunmak için yazılmıştır.<br />
Roma döneminde tiyatro sanatı ile ilgili en önemli eser, Horatius&#8217;un Ars Poetika&#8217;sıdır. Ars Poetika&#8217;da, tiyatronun eğitici işlevi ve biçimsel düzeni hakkında açıklamalar yapılmıştır. Roma tiyatrosunun iki büyük komedya yazarı Plautus ve Terentius, Atina Yeni Komedyasından aldıkları konuları Romalının günlük yaşantısına, aile ilişkilerine uyarlamışlardır. Amaç, seyirciyi, günlük ilişkilerini yöneten kurallar korusunda eğitmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/roma-tiyatrosu-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortaçağ tiyatrosu hakkında bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/ortacag-tiyatrosu-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/ortacag-tiyatrosu-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 15:38:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harbikiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatrosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=46692</guid>
		<description><![CDATA[Ortaçağ tiyatrosu hakkında bilgi
Hristiyanlık, geleneğin sürekliliğinin parçalandığı bir ortamda, kendi tiyatrosunu yoktan var etti, kendi inançlarından yeni bir tiyatro türetti. Ortaçağ, kilise tiyatrosunun yanı sıra akrobatların, soytarıların, hokkabazların tek kişilik yada grup halinde yaptığı gösterilerde hem halk arasında hem de saraylarda ilgi görüyordu. Ama tiyatroyu yeniden kurallı bir oyuna, yani sanata dönüştüren, oyunun yazılı öğesini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ortaçağ tiyatrosu hakkında bilgi</p>
<p>Hristiyanlık, geleneğin sürekliliğinin parçalandığı bir ortamda, kendi tiyatrosunu yoktan var etti, kendi inançlarından yeni bir tiyatro türetti. Ortaçağ, kilise tiyatrosunun yanı sıra akrobatların, soytarıların, hokkabazların tek kişilik yada grup halinde yaptığı gösterilerde hem halk arasında hem de saraylarda ilgi görüyordu. Ama tiyatroyu yeniden kurallı bir oyuna, yani sanata dönüştüren, oyunun yazılı öğesini vurgulayan kilise oldu. Bunun ilk örnekleri, Kitabı Mukaddes&#8217;ten belli bölümlerin sahne etkileri de gözetilerek seslendirilmesiydi. Bu seslendirme daha sonra 10. yüzyılda oyuncular ve diyaloglarla gerçek bir canlandırmaya dönüştü. 13. yüzyıldan sonrada manastırların dışına yayıldı; artık kent yönetimleri de yapım giderlerini üstleniyordu. Dinsel tiyatronun manastır dışında gelişen birbirine bağlı bir dizi kısa oyunlardan oluşan dizilerdi ve 2-3 gün boyunca oynanıyordu. Gizem oyunlarının sahnelenmesini de loncalar gibi özel kentsel örgütler üstlenmiştir. Her lonca, kendi zaanatıyla ilişkili olan bir oyunun giderlerini karşılıyordu. Başlangıçta, oyunlar, &#8220;ev&#8221; adı verilen süslenmiş tahta platformlar üzerinde oynanıyordu. İtalya&#8217;da bir alanın ortasında oturan seyirciler, alanın çevresine yerleştirilmiş platformlar üzerinde oynanan oyunu izliyordu. İngiltere&#8217;de ise oyunlar araba gibi çekilen pagent adı verilen tekerlekli sahnelerde oynanıyordu. Gizem oyunları başlangıçta Latince diyaloglardan oluşurken, sonradan yerel diller yaygınlaştı. Bu da oyunların halk geleneğinden ve mizahi öğelerden yana zenginleşmesini sağladı. Dinsel tiyatronun öteki iki türünden biri mucize oyunları, öbürü ise ibret oyunlarıdır. İbret oyunları ilk kez İngiltere&#8217;de ortaya çıkmıştır.<br />
Ortaçağ tiyatro düşüncesi yeni bir görüş üretmemiş, türlerin ayrımı, ahlak eğitimi gibi antik dönem kuramcılarının düşüncelerini yinelemiş, tragedyada yıkımın yazgı olduğunu vurgulamıştır. Tiyatro düşüncesinin gelişmemiş olmasının nedeni, ortaçağda tiyatronun yasaklanması, din adamlarının tiyatronun zararları üzerinde bildiriler yayımlamış olmalarıdır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/ortacag-tiyatrosu-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rönesans tiyatrosu hakkında bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/ronesans-tiyatrosu-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/ronesans-tiyatrosu-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 14:08:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harbikiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatrosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=46694</guid>
		<description><![CDATA[Rönesans tiyatrosu hakkında bilgi
Rönesans tiyatrosu İtalya&#8217;da başladı, ama en önemli ürünlerini Rönesans&#8217;ı geç yaşayan İngiltere gibi ülkeler verdi. 15. yüzyılda İtalya&#8217;da Plautus, Terentius ve Seneca&#8217;nın oyunları yeniden okunmaya başlamıştır. Yüzyılın sonuna doğru bu yazarların oyunları önce Roma, sonra Ferrara&#8217;da sahnelenmiştir. İtalyan Rönesans tiyatrosu, mimarlık açısından da klasik tiyatroya öykünüyordu. 1414&#8242;te, Romalı mimar Vitruvius&#8217;un Mimarlık Üzerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rönesans tiyatrosu hakkında bilgi</p>
<p>Rönesans tiyatrosu İtalya&#8217;da başladı, ama en önemli ürünlerini Rönesans&#8217;ı geç yaşayan İngiltere gibi ülkeler verdi. 15. yüzyılda İtalya&#8217;da Plautus, Terentius ve Seneca&#8217;nın oyunları yeniden okunmaya başlamıştır. Yüzyılın sonuna doğru bu yazarların oyunları önce Roma, sonra Ferrara&#8217;da sahnelenmiştir. İtalyan Rönesans tiyatrosu, mimarlık açısından da klasik tiyatroya öykünüyordu. 1414&#8242;te, Romalı mimar Vitruvius&#8217;un Mimarlık Üzerine adlı kitabı keşfedildi ve Avrupa dillerine çevrildi. Bu yapıta dayanılarak İtalya&#8217;da Roma tiyatroları inşa edilmeye başladı. Bu çalışmaların ürünü olan Venedikli mimar Andrea Palladio&#8217;nun tasarlayıp 1585&#8242;te Vincenzo Scamozzi&#8217;nin tamamladığı Vicenzo&#8217;da ki Olimpico Tiyatrosu, Avrupa&#8217;nın günümüze ulaşan en eski kapalı tiyatrosudur. Scamozzi, geri plandaki kemerlerin arkasına, sokak sahnelerini gösteren üç boyutlu perspektif panoları yerleştirmişti. Rönesans tiyatrosunun en özgün yönlerinden bir de perspektife verdiği önemdir.<br />
Rönesans döneminin başında İtalyan tiyatrosu fazla kuralcı bir yola sapmış, klasik ölçülere ve Aristoteles&#8217;in zaman, mekan ve eylem birliği ölçütüne bağlı kalma adına uzun bir süre cansız ürünler vermiştir. Gene de Plautus&#8217;un açık saçık komedyaları, bu dönemde, Aristo ve Ruzzante gibi iki önemli yazara esin kaynağı oldu. İtalyan tiyatrosuna ulusal bir dil ve yerel karakterler kazandıran bu iki yazardan sonra, İtalyan&#8217;ın dünya tiyatrosuna en önemli katkısı olan Commedia dell&#8217;arte doğdu. Canlı bir halk tiyatrosu geleneğine dayanan ve farklı öğeleri bütünleştiren Commedia dell&#8217;arte edebi bir metne değil, doğaçlama oyunculuğuna dayanan bir tiyatro türüydü. Kökenleri ortaçağ cambazlığına, mime ve fabula Atellana&#8217;ya değin götürülebilecek olan Commedia dell&#8217;arte&#8217;nin yeniliği, topluluk oyununa dayanmasıydı. Sürekli bir arada çalışan ve çok uzun bir süre aynı rolü oynayan oyuncular, daha öncesi eşi görülmemiş bir virtüözlük düzeyine ulaşabiliyordu. Oyunlarda senaryo vardı, ama her oyuncu diyalogun kendine düşen bölümünü zaman içinde istediği gibi geliştirebiliyordu. Venedikli pinti tüccar Pantalone gibi bütün tiyatroya mal olacak tipleri Commedia dell&#8217;arte yarattı. Profesyonel kadın oyuncu kullanan ilk tiyatroda Commedia dell&#8217;arte&#8217;ydi.<br />
İtalyan tiyatrosu 16. yüzyılda sahneyi edebiyattan arındırırken, İspanya da tam tersini yaptı; tiyatroyu yeniden edebileştirdi, en önemli edebiyat ürünlerini tiyatro alanında verdi. İspanya Reform hareketinden etkilenmediği için, eski dinsel tiyatro, auto sacramental (ayin oyunu) adıyla devam etti. Bu tek perdelik oyunlar, öteki ülkelerde dinsel tiyatroyu gülünçleştiren öğelerden arındırıldığı için, İspanya&#8217;nın en iyi şairleri de bu alanda yeteneklerini denemekten çekinmediler. Ülkenin ilk sabit tiyatroları da, İspanyol edebiyatının Altın çağ olarak anılan bu dönemde yapıldı. İspanyol tiyatrosu, kendini klasikçiliğin kurallarıyla sınırlamamasıyla İtalyan tiyatrosundan farklıydı. Duyguya, lirizme, tutkulu eylemlere yer veriyordu. En önemli yazarları, orta sınıf törelerini ve entrikalarını konu alan özgün bir İspanyol türü olan perdelerin ve kılıç oyunu tarzında binden çok yapıt yazmış olan Lope de Vega ile İspanyol barok üslubunun en tipik temsilcisi olan Calderon&#8217;dur.<br />
İtalyan Rönesansı&#8217;nın etkisi İngiltere&#8217;de daha geç ve daha zayıf hissedildi. Bu yüzden, Elizabeth dönemi (1558- 1603) yalnızca tiyatroda değil, genel olarak edebiyatta özgün İngiliz geleneğinde kurulduğu yıllar oldu. Aslında bu dönemde İngiliz tiyatrosu karşıt etkilere açık durumdaydı: Bir yandan Protestan kilisesinin nüfuzunu kırmak için Corpus Christi Yortusu&#8217;nu kutlamak yasaklanmış, bu da gizem ve ibret oyunlarının gerilemesine yol açmıştır. Öte yandan , saray tiyatroyu İngiliz ulusak kimliğini pekiştirmek içinde kullanmak istiyordu. Bütün bunlara karşı, Avrupa&#8217;daki düşünsel, ahlaki ve dinsel çatışmaların özgürleştirici etkisi de 16. yüzyılın sonuna doğru şiddetlendi. Bunun sonucunda ortaya tiyatro da bu gerilimli, yeniliklere açık ruh halini yansıtıyordu. İngiliz tiyatrosu, kendi özgün ortaçağ geleneğinden aldığı mirası kara Avrupa&#8217;sının daha incelmiş buluşlarıyla kaynaştırarak, saray tiyatrosunun sınırlarını aşan, toplumun her kesimine seslenebilen bir sanat türü yarattı.<br />
Marlovu&#8217;un, Shakespeare&#8217;nin, Beaumant ve Fletcher&#8217;in oyunlarını herkes izleyebiliyordu. İngiltere&#8217;de de ilk tiyatrolar, 1576&#8242;dan başlayarak Elizabeth döneminde kuruldu. Bu ilk tiyatrolar, daha önce oyunların sahnelendiği han avlularının biraz daha geliştirilmiş biçimiydi; seyirciler, üstü açık bir yapı içinde, yükseltilmiş bir tahta platformdan oluşan sahnenin üç yanında bulunan sıralarda oturuyordu. İzleyicilerle oyuncular arasındaki alış veriş, İtalyan tiyatrosundan daha fazlaydı. Buna karşılık biletler de daha ucuzdu. 1590&#8242;larda her tiyatro soylu bir kişinin desteğiyle işletiliyordu. İtalyan tiyatrosundan bir farkı da, kadın oyuncuların olmamasıdır. Kadın rollerini çoğu zaman erkek oyuncular üstleniyordu. Elizabeth&#8217;ten sonra gelen James döneminde (1603-25), tiyatro içerik olarak klasikçiliğe daha çok yaklaşırken, konu zenginliğini ve ufuk genişliğini de yitirmeye başladı. Bu dönemde, Ben Janson, John Ford, John Webster ve John Lyly gibi yazarlar zaman, mekan ve eylem birliği kurallarına önem verirken, trajedi ve komediyi de birbirinden daha kesin çizgilerle ayırdılar. 17. yüzyılın ortalarına doğru İngiliz tiyatrosu, maske ve dekor gibi görsel öğelere daha çok yer vermeye başlamıştı. 1642&#8242;deki burjuva devriminden sonra tiyatrolar kapatıldı ve sahne sanatı çok uzun bir süre eski canlılığına kavuşamadı.<br />
Fransa&#8217;da düzenli tiyatro toplulukları 16. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Bunların repertuvarında, ibret ve mucize oyunları kadar, kaba bürlesk ve parodiler de yer alıyordu. Ama Fransa&#8217;nın öbür Avrupa ülkeleri gibi özgün bir yerel tiyatro geleneği yoktu. Bu yüzden İtalyan Rönesansı&#8217;nın etkisini kolayca benimsedi. 17. yüzyılda ülkenin güçlü bir merkezi yönetim altında birleşmesini sağlayan Başbakan Kardinal Richeliu, en gelişmiş sahne teknolojisini içeren bir tiyatro binası yaptırdı. Richeliu, trajedi ile komedinin birbirinden ayrılması, tiyatrodan traji-komik öğelerin atılması içinde çalıştı. Ama dönemin üç önemli yazarından biri olan Corneille&#8217;in Le Cid&#8217;i Kardinalin yerleştirmeye çalıştığı klasik birlik kurallarını hiçe sayan bir trajikomediydi. Corneille&#8217;in rakibi Racine ise klasikçi kuralların içinde kalarak trajediye romantik bir ton kazandırdı. Konularını Yunan-Roma mitolojisinden ve tarihten alan bu iki yazara karşılık Moliere, Fransız toplumunun gündelik yaşamından aldığı tiplerle kendi çağını aşan bir modern komedi anlayışının kurucusu oldu. Üstelik, dönemin en sevilen oyun yazarıydı.<br />
17. yüzyılda Avrupa&#8217;nın başka ülkelerinde de ulusal tiyatrolar kuruldu. Ama, bunların çoğu, sınırlı bir izleyici kesimine seslenebilen saray tiyatroları olarak kalacaktı. Opera ve balede gene aynı dönemde, soylu sınıfın seyirlik sanatları olarak gelişmişti.17. yüzyılın ikinci yarısında, İngiliz Restorasyon dönemi (1660-85) tiyatrosu Elizabeth dönemine geri dönmek istediyse de, İngiliz aristokrasisinin soğuk mizah anlayışını yansıtan bir töre komedisinden öteye gidemedi. Restorasyon tiyatrosunun en başarılı örneği sayılan William Congreve&#8217;in The Way of the World&#8217;ü (Dünyanın Hali) bile günümüzde sahnelenmektedir. İtalyan tiyatrosunun en önemli yazarı 18. yüzyılın ortasında bir çok komedi kaleme alan Carlo Goldoni&#8217;dir.  </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/ronesans-tiyatrosu-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orta sınıf tiyatrosunun doğuşu ile ilgili bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/orta-sinif-tiyatrosunun-dogusu-ile-ilgili-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/orta-sinif-tiyatrosunun-dogusu-ile-ilgili-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 12:55:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harbikiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[doğuşu]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>
		<category><![CDATA[Orta]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatrosunun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=46696</guid>
		<description><![CDATA[Orta sınıf tiyatrosunun doğuşu ile ilgili bilgi
18. yüzyılın Avrupa tiyatrosuna getirdiği en büyük yenilik, yükselmeye başlayan orta sınıf için üretilen burjuva oyunlarıydı. Bu türün öncülüğünü Fransa&#8217;da Diderot, Almanya&#8217;da da Lessing yaptı. Orta sınıf tiyatrosu, ahlakçılığıyla Rönesans öncesi dinsel tiyatroyu andırıyor, ama konularını aile yaşamından alması ve duygusallığı ile daha modern bir ruh halini yansıtıyordu. İngiltere&#8217;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Orta sınıf tiyatrosunun doğuşu ile ilgili bilgi</p>
<p>18. yüzyılın Avrupa tiyatrosuna getirdiği en büyük yenilik, yükselmeye başlayan orta sınıf için üretilen burjuva oyunlarıydı. Bu türün öncülüğünü Fransa&#8217;da Diderot, Almanya&#8217;da da Lessing yaptı. Orta sınıf tiyatrosu, ahlakçılığıyla Rönesans öncesi dinsel tiyatroyu andırıyor, ama konularını aile yaşamından alması ve duygusallığı ile daha modern bir ruh halini yansıtıyordu. İngiltere&#8217;de Georg Lillo, The London Merchant:or, the History op George Barnwell (1731; Londralı Tüccar yada George Barnwell&#8217;in öyküsü) adlı yapıtında orta sınıftan kişilere yer vererek bir orta sınıf trajedisi yaratmayı denemiş, İtalya&#8217;da da Vittorio Alfieri oyunlarında eski Yunan öykülerinin içini güncel orta sınıf tutkularıyla doldurmuştu. Bu dönemde, klasik trajedi ve komedi, varlıklarını daha çok operada sürdürdüler. John Gay&#8217;in The Beggar&#8217;s Opera&#8217;sı (1728; Dilenci Operası) popülerliğini daha sonra da koruyan bir şarkılı komediydi.<br />
Komedi, 18. yüzyılın en başarılı tiyatro yapıtlarının verildiği türdür. İngiltere&#8217;de Richard Steele&#8217;in, Nivelle de La Chausee&#8217;nin acıklı komedileri bugün de bulvar tiyatrolarınca sürdürülen bir türün ilk örnekleriydi. Buna karşılık, Oliver Goldsmith ve Richard Sheridan, Elizabeth dönemi ve sonrasının töre komedisini geliştiridiler. Eski canlılığı yitiren commedia dell&#8217;arte geleneği ise Fransa&#8217;da Marivaux, İtalya&#8217;da da Goldoni ve Gozzi&#8217;nin oyunlarıyla daha edebi ve düşünsel bir yaşama kavuştu. 18. yüzyıldan günümüze kalan en popüler komediler, Fransız oyun yazarı Beaumarchais&#8217;nin Le Barber de Seville&#8217;i (1775; Sevil Berberi, 1944) ile Le Mariage de Figaro&#8217;sudur. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/orta-sinif-tiyatrosunun-dogusu-ile-ilgili-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çağdaş Tiyatro ile ilgili bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/cagdas-tiyatro-ile-ilgili-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/cagdas-tiyatro-ile-ilgili-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 09:40:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harbikiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=46698</guid>
		<description><![CDATA[Çağdaş Tiyatro ile ilgili bilgi
Batı tiyatrosu bugün de genel olarak Stanislavski&#8217;nin sahne düzeni ve oyunculuk anlayışına dayalı bir gerçekciliği sürdürmekle birlikte, 20. yüzyılın ilk yarısında dışavurumculuk, gelecekçilik ve Bertolt Brecht&#8217;in epik tiyatrosu gibi gerçekçilik karşıtı akımlar da etkili oldu. Bu akımların hepsi farklı amaçlar ve yöntemlerle de olsa, sanatın gerçeği yansıttığı düşüncesine karşı çıktılar; doğallık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaş Tiyatro ile ilgili bilgi<br />
Batı tiyatrosu bugün de genel olarak Stanislavski&#8217;nin sahne düzeni ve oyunculuk anlayışına dayalı bir gerçekciliği sürdürmekle birlikte, 20. yüzyılın ilk yarısında dışavurumculuk, gelecekçilik ve Bertolt Brecht&#8217;in epik tiyatrosu gibi gerçekçilik karşıtı akımlar da etkili oldu. Bu akımların hepsi farklı amaçlar ve yöntemlerle de olsa, sanatın gerçeği yansıttığı düşüncesine karşı çıktılar; doğallık yanılsamasını kırarak sanatın doğal değil yapılmış bir şey olduğunu savundular. Geliştirdikleri deneysel teknikler tiyatroyu bir vakit geçirme ve eğlenme aracı olmaktan çıkardığı için de çoğu zaman seyirci çekemedi, hatta skandallara yol açtı. Bu yeni akımların bir başka özelliği de, oyun yazarları kadar sahne tasarımcıları ve yönetmenlerin de öne çıkması, kuramcı kimliğini kazanmalarıydı. Deneysel tiyatro üzerinde etkili olmuş kuramcıların başında, İsveçli tasarımcı Adolphe Appia gelir. Appia, sahnenin bir gerçeklik atmosferi veren &#8220;sahici&#8221; dekor öğeleriyle doldurulmasına karşı çıkıyor, bunun yerine yapıtın &#8220;ruhunu&#8221; ortaya koyacak yalın bir sahne düzeni öneriyordu. Doğalcı ayrıntıların yerine, dikkati oyuncunun jestleri üzerinde toplayacak ve dramatik gerilimi çıplak bir biçimde dışa vuracak basit bir dekor gerekliydi. Appia&#8217;nın dışavurumcu görüş leri, İngiliz yönetmen Gordon Craig tarafından daha da geliştirildi. Craig, sahnede soyutlamayı uç noktasına götürdü; duygusal ve görsel değil, tinsel ya da zihinsel bir etki yaratmak için son derece öznel bir ışıklandırma yöntemi yarattı. Tek bir gotik sütunun, sahneye bir kilise havası vermekte ayrıntılı bir mukavva kilise dekorundan çok daha etkili olacağını düşünüyordu. Craig&#8217;e göre, tiyatro ve oyunculuk simgesel düzeni bozmamalıydı. Craig ve Appia&#8217;nın görüşleri, çok geniş bir uygulama alanı bulamadı. Yalnızca Avusturyalı yönetmen Max Reinhardt, Craig&#8217;in soyutlamaya dayalı dışavurum anlatımıyla canlı ve renkli bir oyun anlayışı arasında bir uzlaşma noktası yakalayabildi.<br />
Rusya&#8217;da da 1917 Devrimi&#8217;nden sonra, kısa bir süre için, Stanislavski&#8217;nin doğalcı anlatımına karşı olan deneysel anlayışlar tiyatroya egemen oldu. Bu dönemde en etkili yönetmen, daha önce Stanislavski&#8217;nin yanında oyunculuk yapan Vsevolod Meyerhold&#8217;du. Craig&#8217;in izinden giden Meyerhold, dekorda soyutluğu daha işlevselci bir yöne çekti. Biyomekanik oyunculuk adını verdiği yöntemle oyuncuların özel kişiliklerini silmeye ve oynuculuğu bir dizi kimliksiz fiziksel harekete indirgemeye çalıştı. Sahnenin doğal bir ortam değil, tiyatro amacıyla kurulmuş yapma bir düzen olduğunu açıkça belirtmek için, vida ve çivileri gizlenmemiş dekor öğeleri kullandı. 1918&#8242;de, ilk Sovyet oyunu olan, gelecekçi şair Mayakovski&#8217;nin Misteriya-buff&#8217;uru (Kutsal Güldürü) sahneleyen de Meyerhold&#8217;du. Gelecekçilik, Rusya&#8217;dakinin tam karşıtı bir siyasal görüşü savunmakla birlikte, İtalya&#8217;da da ektiliydi. İtalyan gelecekçileri, makine çağının hızını, şiddetini, mekanikliğini kutsayan ve seyirciyle oyun arasındaki görünmez duvarı yıkmaya yönelen kışkırtıcı gösteriler düzenlediler. 1921&#8242;de Bağımsız Deneysel Tiyatro&#8217;yu kuran Anton Giulio Bragaglia deneysellikle izlenebilirlik arasında bir denge oluşturmaya çalıştı.<br />
Modernizmin Almanya&#8217;daki biçimi, dışavurumculuktu. Bu akım ilk örneklerini Strindberg&#8217;in son oyunlarında, Frank Wedekind&#8217;in sahne ve kabare için yazdığı ve bestelediği şarkılı oyunlarda vermişti. Dışavurumculuk, hem bireyin kendi ruhsal potansiyelini topluma karşı gerçekleştirmesini önerdiği, hem de bunun olanaksız olduğunu söylediği için, sahnede gerilimi, çatışmayı ifade eden öğelere önem veriyordu. Sanatın gösterdiği gerçeklik, dış dünyanın değişmez yüzü değil, insanın gerilen ve kaynaşan iç dünyasıydı. Bu akımın daha siyasal bir kolu da vardı; 1918 ayaklanmasına aktif olarak katılan sosyalist şair Ernst Toller&#8217;in Die Maschinenstürmer (1922; Makine Kırıcıları) bu eğilimin en tipik örneğiydi. Dışavurumcu tiyatro, yazarlardan çok, yönetmenlerle etkili oldu. Daha sonra Brecht&#8217;le birlikte epik tiyatro deneyine katılan Erwin Piscator, 1920&#8242;lerde, makineleri hem birer dekor öğesi hem de sahne teknolojisi olarak kullandığı oyunlarda, insanın artık yaşamadığını, ama mekanik dünyanın bir tür insani (daha doğrusu, şeytani) canlılık kazandığını gösterebilmişti.<br />
Fransa&#8217;da ise deneysel tiyatro fazla gelişmedi. Bunun bir nedeni, modernizmin Fransa&#8217;ya özgü biçimi olan gerçeküstücülüğün tiyatroya fazla önem vermemesi ve sanatını da zaten seyirlik bir gösteri biçiminde gerçekleştirmesiydi. Öte yandan, yeni akımlardan etkilenen oyun yazarları ve yönetmenler de, Almanya ve Rusya&#8217;da olduğu gibi oyunculuk sanatını sarsmaya çalışmıyorlar, tam tersine oyuncuyu öne çıkaran eski commedia dell&#8217;arte geleneğini sürdürüyorlardı. Fransa&#8217;da, 20. yüzyılın ilk yarısında Georges Feydeau&#8217;nun bulvar komedileri popülerdi. Buna karşılık, Jacques Copeau, Louis Jouvet, Charles Dullin ve Georges Pitoeff gibi yönetmenler, seyircisiz kalma noktasına düşmeden, tiyatronun da bir sanat olduğu iddiasını elden bırakmadılar. Özellikle Pitoeuff, Almanya&#8217;dakine koşut bir biçimde, dikkati oyunun düşünsel içeriği üzerinde toplamak amacıyla dekor ve oyunculuğu süsleme öğelerinden arındırdı.<br />
İngiliz tiyatrosu, kara Avrupa&#8217;sındaki deneylerden uzak durdu. Yüzyıl başında, Bernard Shaw&#8217;un sahneyi bir felsefi ve siyasal tartışma arenasına dönüştüren oyunları ilgi çekiyordu. Granville-Barker da Shakespeare oyunlarını sadeleştirdi, geleneksel yorumlardaki tumturaklı ve ağır havayı eledi. Amerikan tiyatrosu bu dönemde aslında bir eğlence endüstrisi durumundaydı; gene de ülkenin ilk önemli oyun yazarı olan Eugene O&#8217;Neill&#8217;in yapıtları 1920&#8242;lerde sahnelenmeye başladı. İrlanda&#8217;da da J. M. Synge ve Seah O&#8217;Casey&#8217;in oyunları, yüzyıl başlarındaki toplumsal ve ruhsal çalkantıyı yansıtıyordu.<br />
20. tiyatrosunun en etkili adı, hiç kuşkusuz Bertolt Brecht&#8217;ti. Brecht&#8217;in epik tiyatro anlayışı ve ADC&#8217;de 1949&#8242;da kurduğu Berliner Ensemble, John Arden ve Edward Bond gibi İngiliz yönetmenleri de etkiledi. Tiyatroda yanılsamaya ve edebi anlatıma karşı tepkinin bir ifadesi de belgesel tiyatro ya da olgu tiyatrosu adı verilen anlayıştı. Burada, yaşanmış bir olay fazlaca değiştirilmeden ve belgelerle desteklenerek sahneye konuyordu. Peter Weiss&#8217;ın Ermittlung&#8217;u (1965; Soruşturma, 1971) bu tarzın en başarılı örneğiydi. 1980&#8242;lerde de İskoçya&#8217;da John McGrath&#8217;ın 7:84 adlı topluluğu bu anlayışı sürdürmektedir.<br />
20. yüzyıl tiyatrosundaki bir başka önemli eğilim de , insanla dünya arasındaki uyumsuzluğu hem insanın, hem de dünyanın anlamının silindiği noktaya kadar götüren uyumsuzluk tiyatrosuydu. Beckett&#8217;in sıkıntılı ve hüzünlü kuklalara dönüşmüş insanların dünyasını anlatan tiyatrosu, Arthur Adamov ve Eugene Ionesco&#8217;nun daha fantastik denemeleri, İngiltere&#8217;de Harold Pinter&#8217;ın oyunları, eleştirmenlerce bu akım içinde değerlendirilir. Tarzın kökenleri, Fransız yazarı Alfred Jarry&#8217;nin 15 yaşındayen yazdığı kukla oyunu Ubu roi&#8217;ya (1896; Übü, 1963) değin götürülebilir.<br />
Uyumsuzluk tiyatrosu sahnedeki bütün görsel ve duyusal öğeleri en aza indirmişti. Buna karşılık, Antonin Artaud&#8217;nun vahşet tiyatrosu bu duyusal etkileri insanların bastırılmış güdülerini ayaklandırmak için kullanır. Bazı eleştirmenlerce uyumsuzluk tiyatrosu içinde değerlendirilen Jean Genet ve Fernando Arrabal&#8217;ın oyunları da kamçılayıcı gerginlikleriyle Artaud çizgisine daha yakındır. 1960&#8242;ladan sonra İngiltere ve ABD&#8217;de de seyirciyle oyuncu arasındaki mesafeyi kaldırmaya, tiyatronun dokunulmazlığını parçalamaya yönelen &#8220;alternatif tiyatro&#8221; hareketleri yaygınlaştı. Bunların en etkilileri, ABD&#8217;de Julian Beck ve Judith Malina&#8217;nın Living Theatre&#8217;ı (Yaşayan Tiyatro) ile İngiltere&#8217;de epik tiyatro uygulamasını sürdüren George Devine&#8217;in İngiliz Sahne Topluluğuy&#8217;du. Arnold Wesker, John Osborne ve John Arden gibi yeni oyun yazarlarının yapıtları Devine&#8217;in tiyatrosunda sahnelendi. Deneysel tiyatronun Avrupa&#8217;daki öncülerinden biri ise, seyircinin oyuna katılmasını savunarak hem Avrupa, hem de ABD&#8217;deki deneysel tiyatro topluluklarını etkileyen Polonyalı yönetmen Jerzy Grotowski&#8217;ydi.<br />
II. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra İngiltere&#8217;de Laurence Olivier ve John Gielgud gibi Shakespeare yorumcuları, geleneksel tiyatroyu sürdürerek yeni bir klasik oyuncu kuşağının yetişmesini sağladılar. 1961&#8242;de Kraliyet Shakespeare Topluluğu&#8217;nu kuran Peter Book da, deneycilikle seyirci zevkini uzlaştırabilmiş yönetmenlerden biridir. Aynı dönemde Fransa&#8217;nın önemli yönetmenleri arasında, yönetmenin yaratıcılığına ağırlık veren tümel tiyatro anlayışını geliştiren oyuncu ve yönetmen Jean Vilar&#8217;ı anmak gerekir. Almanca konuşan ülkelerde ise 1960&#8242;lar ve sonrasında Max Frisch, Friedrich Dürrenmatt, Peter Weiss ve Peter Handke gibi yazarlar karamsar bir dünya görüşünü ilerici bir siyaset anlayışıyla birleştirmeye çalıştılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/cagdas-tiyatro-ile-ilgili-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1839-1923 Dönemi TÜRK TİYATROSU ile ilgili bilgi</title>
		<link>http://www.kaliteindir.net/1839-1923-donemi-turk-tiyatrosu-ile-ilgili-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.kaliteindir.net/1839-1923-donemi-turk-tiyatrosu-ile-ilgili-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 07:17:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harbikiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[1839-1923]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kaliteindir.net/?p=46702</guid>
		<description><![CDATA[1839-1923 Dönemi TÜRK TİYATROSU ile ilgili bilgi
Çağdaş Türk tiyatrosuna ilk öneli adım 1860&#8242;ta yapılan Gedikpaşa Tiyatrosu&#8217;yla atılmıştır. 1861&#8242;de bu tiyatroyu kiralayan Güllü Agop, 1868&#8242;de Osmanlı Tiyatrosu adlı bir topluluk kurarak Türk yazarlarına ve Türkçe oyunlara yöneldi. 1870&#8242;te Sadrazam Ali Paşa&#8217;nın İstanbul&#8217;un çeşitli bölgelerinde Türkçe oyunlar sergileyen tiyatrolar kurması koşuluyla kendisine sağladığı destekle, Türkçe oyunlar oynama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1839-1923 Dönemi TÜRK TİYATROSU ile ilgili bilgi<br />
Çağdaş Türk tiyatrosuna ilk öneli adım 1860&#8242;ta yapılan Gedikpaşa Tiyatrosu&#8217;yla atılmıştır. 1861&#8242;de bu tiyatroyu kiralayan Güllü Agop, 1868&#8242;de Osmanlı Tiyatrosu adlı bir topluluk kurarak Türk yazarlarına ve Türkçe oyunlara yöneldi. 1870&#8242;te Sadrazam Ali Paşa&#8217;nın İstanbul&#8217;un çeşitli bölgelerinde Türkçe oyunlar sergileyen tiyatrolar kurması koşuluyla kendisine sağladığı destekle, Türkçe oyunlar oynama imtiyazını 10 yıl elinde tutan Güllü Agop&#8217;un topluluğunda Ermeni oyuncular yanında Müslüman Türk oyuncularda yetişti. Bu oyuncular içinde en ünlüsü Ahmed Fehim&#8217;dir. Osmanlı Tiyatrosu&#8217;nda Namık Kemal, Ahmed Mithat Efendi, Abdülhak Hamid, Recaizade Mahmut Ekrem gibi ünlü şair ve yazarların yapıtları, Ahmed Vefik Paşa&#8217;nın usta işi Moliere uyarlamaları, özellikle ünlü Fransız melodram, güldürü ve vodvillerinin çevirileri, kantolar, müzikli oyunlar ve operetler sahnelendi. Güllü Agop&#8217;un Osmanlı Tiyatrosuna yön verdiği 15 yılın en önemli sonuçlarından biri de izleyicinin tiyatroya alışması oldu. Bu arada padişahlarda tiyatroya büyük ilgi gösteriyordu. Abdülmecid 1858&#8242;de Dolmabahçe sarayının yakınında bir saray tiyatrosu, tiyatroya baskı ve sansür koymasıyla ünlü Abdülhamid de 1889&#8242;da Yıldız Sarayı&#8217;nın bahçesinde yabancı tiyatro ve opera oyunlarının sahnelendiği bir tiyatro salonu yaptırdı.<br />
Türkiye&#8217;de Batılı anlamda tiyatronun kuramsallaşması ve Türkçe oyun sergilenmesi yolunda Ermeni sanatçıların katkısı, melodrama ağırlık veren Mardiros Mınakyan ve Ahmed Vefik Paşa&#8217;nın Moliere uyarlamalarına ağırlık veren Tomas Fasulyeciyan&#8217;ın katkılarıyla sürdü. Bu dönemde halk tiyatrosu sanatçılarının tuluat adı verilen yeni tür bir tiyatro geliştirdiği görüldü. Batı tiyatrosunun konukları ve tipleriyle geleneksel tiyatronun tiplerini ve oyunculuk biçimini birleştiren ve doğaçlamaya dayanan tuluat, bir anlamda ortaoyunun sahne üstüne çıkarılmış biçimiydi. Ortaoyunu ustalarından Kavuklu Hamdi&#8217;nin önderliğinde 1875&#8242;te ortaya çıkan bu tür, Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarına değin yaygın bir biçimde yaşadı. Ayrılmaz öğesi olan kantoyla birlikte İstanbul&#8217;un Şehzadebaşı semtinde ramazan ayında şenlenen Direklerarası&#8217;nın başlıca gösterilerinden biri olmayı sürdürdü. Türk oyuncuların eğitimi için bir konservatuvar ve yerel yönetimce parasal açıdan desteklenen bir uygulama sahnesi oluşturulması yolunda ilk adım ise 1914&#8242;te Darülbedayi&#8217;nin kurulmasıyla atıldı; ilk Türk-Müslüman kadın sanatçı olan Afife Jale&#8217;de sahneye ilk kez 1920&#8242;de Darülbedayi&#8217;de çıktı. Tiyatroda Batı modelinin benimsendiği hazırlık aşaması döneminde oyun yazarlığında patlak bir atılım görülmedi. Yazarlar, daha önce hiç denemedikleri bir türde kalem oynatırken ister istemez Batılı ustalara öykündüler. Türk yazarları en çok etkileyen yabancı kaynaklar Victor Hugo&#8217;nun ,Shakespeare&#8217;nin, Moliere&#8217;nin oyunlarıyla yabancı melodramlar oldu. Bu bakımdan Türk dram sanatının İbrahim Şinasi&#8217;nin yazdığı ve ilk özgün Türk oyunu olan Şair Evlenmesi&#8217;yle (1860) başladığı kabul edilir. Bu oyunu, özellikle romantik yurtsever duygularıyla yüklü oyunlar izledi. Bu yapıtlar içinde en ünlüsü Namık Kemal&#8217;in Vatan Yahut Silistresi&#8217;ydi (1873). Meşrutiyet&#8217;ten sonra da özgürlük konusunu işleyen romantik tarihsel oyunlar ağırlık kazandı. 1839- 1923 dönemi içinde yazılan oyunlar genel olarak komediler, tarihsel dramlar, romantik dramlar, orta sınıf trajedileri ve melodramlardı. Bu dönemde yazılmış yüzlerce oyundan günümüzde de oynanabilir olanların sayısı çok azdır. Bu tür oyunların başında Ahmed Vefik Paşa&#8217;nın Moliere&#8217;den yaptığı uyarlamalarla oyun yazarlığını Cumhuriyet döneminde de sürdüren Musaphizade Celal&#8217;in Batı&#8217;nın töre komedisi geleniği içinde Osmanlı toplumunu eleştirdiği oyunlar gelir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kaliteindir.net/1839-1923-donemi-turk-tiyatrosu-ile-ilgili-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
