MEZHEPLER ARASINDAKI IHTILAF’IN SEBEBI NEDIR? |HÜKMÜ NEDİR? – CAİZ MİDİR?

01 Ağu 2010, 12:30 | Fırtına | henüz yorum yok

MEZHEPLER ARASINDAKI IHTILAF’IN SEBEBI NEDIR? |HÜKMÜ NEDİR? – CAİZ MİDİR?

Mezhepler arasındaki ihtilaf’ın geniş olmasının başlıca üç sebebi vardır:

1- Peygamber (sav), vefat ettiğinde Kur’an ve sünnet’ten başka bir şey bırakmamıştı. Bununla beraber kısa zaman içerisinde İslam ülkesi çok genişledi. Sahabe de İslam alemine dağıldılar. Kimi Irak’ta, kimi Mısır’da, kimi şamda yerleşti. Herkes Peygamber’den ne duydu veya gördü ise onu rivayet edip anlattı. Tabi’i olarak bu sahabenin her birisi Peygamber (sav)’in söylediği veya yaptığı her şeyi duymamış ve görmemiştir. Bu değişik rivayetler ihtilafa sebebiyet vermiştir.

2- Bazı Hadislerde ittifak vaki olduğu halde telakki ve anlayış hususunda ittifak vaki olmamıştır. Mesela Peygamber(sav)’in buyuruyor ki: “Köpek ağzını sizden birisinin kabına koysa biri toprakla olmak üzere yedi def’a onu yıkasın.” İmam Şafi’i bu hadisi olduğu gibi kabul ediyor. Hanefi uleması ise biri toprakla olmak üzere yedi def’a kabı yıkamayı emreden hadis mensuh’dur ve bu hadis İslam’ın ilk günlerinde varid olmuştur demişlerdir.

3- Çeşitli milletler İslam dinine girdiği için her milletin adeti ayrı, kanun ve nizamı ayrı idi. İmam-ı A’zam ve arkadaşları Irak’da, Evza’i ve arkadaşları Şam’da, Şafi’i ve arkadaşları Mısır’da bulunuyorlardı. Bu gibi zevat her memleketin adet ve kanunlarını ele alıp İslam’ın süzgecinden geçirdiler ve o, alanda çeşitli ictihatlarda bulundular ve bu sebeple ihtilaf meydana geldi.


MEZHEPLERI FARKLI ESLER |HÜKMÜ NEDİR? CAİZ MİDİR?

01 Ağu 2010, 12:30 | Fırtına | henüz yorum yok

MEZHEPLERI FARKLI ESLER |HÜKMÜ NEDİR? – CAİZ MİDİR?

Karı-kocanın biri Hanefi, diğeri Şafî olursa, ağırlık hangisinde olmalıdır? Ya da her birerleri kendi mezhebinin gereklerini mi uygulamalıdırlar Çatışan bir meselede durum ne olur?

Ilmihalini biliyorsa herkes kendi mezhebini yaşar. Kolaylık olması bakımından birinin tamamen ötekinin mezhebine geçmesi daha uygundur. Her birerlerinin kendi mezhebine göre yaşaması halinde çakısan konularda ihtiyatlı olanla amel ederler. Meselâ âdetin en çoğu Hanefi mezhebinde on, Şâfî mezhebinde ise onbeş gündür. Şâfî olup hayızlı iken on günde kanı kesilmeyen kadına kocası, onbeşgün dolmadan, kan kesilmemesi halinde, ihtiyaten yaklaşmaz.


MEZÎ, MEDÎ |HÜKMÜ NEDİR? CAİZ MİDİR?

01 Ağu 2010, 12:29 | Fırtına | henüz yorum yok

MEZÎ, MEDÎ |HÜKMÜ NEDİR? – CAİZ MİDİR?

Mezî; cinsel oynaşma, hayal etme ve “şakalaşma sonunda duyulan haz sebebiyle cinsel organdan gelen, ince, şeffaf ve kaygan sıvıdır.(Meydânî, Lübâb I/17; Hattâb es-Sübki, el-Menhel N/257) Geldiğinin farkına varılmayabilir. Erkekte de kadında da olur. Vedî”nin tersine bu, kadında daha çok bulunur. (Hattâb es-Sübki, agk.) Vedî ise; soğuk, ağır kaldırma vs. sebebiyle genellikle idrardan sonra gelen, koyu, kesik kesik ve renk olarak meniye benzeyen maddedir. Gelmesine bazen da cinsel oynaşma sebeb olabilir. Şöyle ki, uyanma olur, menî gelip şehvetle boşalma olmaksızın uyanma geçer ve idrar yapıldıktan sonra kesik kesik gelir. Menî ise, şehvetin en üst düzeyinde (şehvetle) ve hızla (difk) gelen ve kendine has kokusu ve rengi olan bir sıvıdır. (kokusu yaşken hurma tomurcugu, kuru iken yumurta kokusunu andırır.) (Meydânî age. I/16) Gusül sadece bundan dolayı gerekir. Ilk ikisinin gelmesiyle sadece abdest bozulur, geldiği yer yıkanır ve abdest alınır.


MÎKÂT IHRAMA GIRME YERI |HÜKMÜ NEDİR? CAİZ MİDİR?

01 Ağu 2010, 12:29 | Fırtına | henüz yorum yok

MÎKÂT(IHRAMA GIRME YERI) |HÜKMÜ NEDİR? – CAİZ MİDİR?

İhrama girme yeri ve zamanı. Mekke çevresinde, çeşitli bölge ve ülkelerden hacca gelenlerin ihrama girecekleri özel yerleri ifade eden bir fıkıh terimi; çoğulu mevakit gelir. Bir kimsenin hac veya umre için mikatleri ihramsız geçmesi caiz değildir. Aksi halde bir kurban cezası veya mikat yerine dönmek gerekir.

İhrama girme yerleri Mekke’de oturanlar veya Mekke ile mikat yerleri arasında yahut mikat yerleri dışında kalan belde ve ülkelerde oturup hac veya umre yapacak kimselere göre değişiklik gösterir (bk. “Hacc” mad.).

İkamet edilen yere göre mikatler: I. Mekke’de oturanlar: Mekkelilerin hac için ihrama girme yeri yine Mekke’dir. Hz. Peygamber Mekkelilere bulundukları yerden ihrama girmelerini emir buyurmuştur (ez-Zeylaî, Nasbu’r-Râye, 1393/1973, y.y. III, 16). Mekke dışında, fakat harem dahilinde evi olanlar da aynı şekilde ihrama girer. Mekkelilerin umre için mikat yeri ise, dilediği herhangi bir yerden, hıll’in harem bölgesine en yakın olan yeridir. Ancak umrede ihrama girmek için hıll’in en faziletli yeri Hanefî ve Hanbelîlere göre, “Tenîm”, sonra “Ci’râne”, sonra “Hudeybiye’”dir. Hz. Peygamber (s.a.s), Abdurrahman b. Ebî Bekr’e, Hz. Âişe’ye Ten’îm’de ihrama girerek umre yaptırmasını emir buyurmuştur (Buhârî, Cihâd, 125, Umre, 6; Müslim, Hac, 135,136; Tirmizî, Hac, 91; Ahmed b. Hanbel, III, 309, 394).

2. Hıll’de oturanlar: Harem bölgesiyle, beş mikat yerinin çevrelediği alan arasında kalan bölgeye “hıll” denir. Hıll’da oturanların hac veya umre için ihrama girme yeri (mikat), ailelerinin bulunduğu yer veya bu yerle harem arasında kalan, hıll’den dilediği herhangi bir yerdir. Hac ve umreyi tamamlamayı emreden âyetle (el-Bakara, 2/196), Hz. Alî ve Abdullah b. Mes’ud’un görüşü buna delildir.

Hanefîler bu görüşü benimsemiştir. İmam Mâlik’e göre, bunların mikat yeri, kendi evleridir.

3. Âfâkîler: Mikat yerlerinin dışında kalan belde ve ülkelerde oturanlara “âfâkî” denir. Mikatlerin dışından hac veya umre yapmak maksadıyla Hicaza gidenler için geldiği bölge veya ülkeye göre ihrama girme yerleri belirlenmiştir. “Mikat” denilen bu yerler beş tanedir. İbn Abbas (r.anhûmâ)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.s), Medîneliler için Zülhuleyfe’yi, Şamlılar için Cuhfe’yi, Necidliler için Karnül-Menâzil’i ve Yemenliler için Yelemlem’i mikat olarak belirledi. Bunlar, belirtilen bölge veya ülke tarafından gelen diğer belde yolcuları için de mikat yeridir” (Buhârî, Hac, 7, 9, 11, 12, Sayd, 18; Müslim, Hac, 11, 12; Ebû Dâvud, 8; Nesâî, Menâsik, 19, 20-23; Ahmed b. Hanbel, I, 238). Başka bir hadiste buna Iraklılar için “zatı ırk” ilâve edilmiştir (Ebû Dâvud, Menâsik, 8).

Gelinen ülkelere göre mikatler: 1. Türkiye, Suriye, Mısır, Mağrib ve Avrupa tarafından deniz yoluyla gelenlerin mikatı Cuhfe (Râbiğ)’dir. Cuhfe ile Mekke arası yaklaşık 187 km.’dir.

2. Medîne’den gelenlerin mikatı Zülhuleyfe (Âbâr-ı Alî) olup, Mekke’ye yaklaşık 464 km. dir. En uzak mikat yeri burasıdır.

3. Irak, İran ve diğer doğu ülkelerinden gelenlerin mikatı zât-ı Irk’tır. Bu yer Mekke’ye yaklaşık 94 km.dir.

4. Kuveyt ve Necid yönünden gelenlerin mikatı bugün es-Seyl denilen Karnül-Menâzil’dir.

5. Yemen’den gelenlerin mikatı ise Mekke’nin güneyinde bulunan Yelemlem olup, Mekke’ye 54 km.dir.

Eğer hac veya umre yolcusunun yolu, bu noktalardan geçmiyorsa buraların hizalarında ihrama girilir. Medîne’ye gelenler, hac için Mekke’ye doğru yola çıkınca Zülhuleyfe’de bugün Âbâr-ı Alî denilen yerde ihrama girerler.

Dışarıdan hac veya umre için gelen kimse mikatı ihramsız geçerse ya bir ceza kurbanı keser veya geri dönüp mikat yerinde ihrama girer. Mekke’ye girme niyeti olmaksızın mikatı ihramsız geçene birşey lâzım gelmez (Ayrıntı için bk. el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, Beyrut 1394/1974, II, 163 vd.; İbnü’l-Hümâm, Fethul-Kadîr, Mısır 1316/1898, II, 131-134; el-Meydanî, el-Lübâb, İstanbul, t.y. I, 178 vd.; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, Mısır, t.y. I, 202-204; İbn Kudâme, el-Muğnî, Kahire 1970, III, 257; ez-Zühaylî, el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletuh, Dimaşk 1405/1985, III, 68 vd.; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, İstanbul 1991, s. 578 vd.).


MIKROFONLA EZAN OKUMAK |HÜKMÜ NEDİR? CAİZ MİDİR?

01 Ağu 2010, 12:28 | Fırtına | henüz yorum yok

MIKROFONLA EZAN OKUMAK |HÜKMÜ NEDİR? – CAİZ MİDİR?

Mikrofonla ezan okunmaz. Müezzinlik de olmaz deniyor. Böyle diyenler ezan, kâmet, vaaz ve Kur’ân okumada mikrofon kullanmıyorlar. Bunun ne gibi bir mahzuru olabilir? Bu, ibadeti aletle yapmak mıdır? Zararı yararından fazla mıdır?

Mikrofon konusunda titizlik gösterenler ve mikrofon kullanmayanlar bunu elbette bid’atlara düşeriz korkusu ile yapıyorlar. Böyle bir endişe takdir edilir. Çünkü müslümanlar için en kötü şey bid’atlere düşmektir. Ancak bid’atten kaçarken de bid’ate düşüldüğü olabilir. Onun için bid’atın iyi tarif edilmesi gerekir. Rasulüllah Efendimiz (sav): “Kim bu işimizde onda olmayan bir şey ihdas ederse o reddolunur” demiştir. “Bu işimiz” diye buyurdukları, O’nun getirdiği ve öğrettiği dindir. Demek ki, bid’at dine dinden olarak yapılan ilâve ya da çıkarmalardır. Meselâ mikrofon ezanın sünneti, müstehabı ya da adabı görülerek kullanılıyorsa, yani o olmayınca sünnet terkedilmiş görülüyorsa bu bid’at olmuş olur. Ezanın sünnet olan şekli bellidir, gayesi bir ilândır. Kelime anlamı da zaten duyurma demektir. Öyleyse, sünnet olan şekli tam yapıldıktan sonra duyurma ne kadar tam olursa gayesi de o kadar tam gerçekleşmiş olur. Minarede aynı gaye ile yapılmıştır. Bu gayeyi Rasulüllah Efendimiz de kendi zamanındaki tekniklerle gerçekleştirmiştir. Bir başka deyişle Efendimiz de kendi zamanındaki mikrofonu kullanmıştır. “Mikrofon” (mikros ve phone) kelimelerinden oluşur, manası “küçük ses”i uzağa ulaştırma, yani duyurucu demektir. “Hoparlör” de (haut+parleur) “yüksek konuşucu” yani sesi büyültücü demektir. Rasulüllah Efendimiz (sav)’in “mükabberihe” kullandığı vakidir. Işte bu, o zamanki mikrofon tekniğidir. Mânâsı da “büyültücü” böylece sesi uzaklara ulaştırıcı demektir. Görüldüğü gibi farklılık tekniktedir, “bu işimizin” yani dinin aslında değildir. Öyleyse bunun bid’atle alakası yoktur. Araba, uçak vb. vasıtalar da aynıdır. Meselâ hac ibadeti bellidir. Onda eksiltme ya da ekleme bid’at olur, ama oraya ulaşma, yaya olabileceği gibi uçakla da olabilir. Uçak, araba vb. insanı çabuk ulaştıran, mikrofon da sesi ulaştıran bir vasıtadır. Bu bakımdan aralarında bir fark yoktur. Gaye ile vasıtaları birbirine karıştırmamak ve gayeyi olabildiğince tam elde etmek gerekir. Işte biz bu yüzden bid’atin güzelinin olamayacağını da söylüyoruz. “Her bid’at dalâlettir.”

Ancak mikrofonu normal sesi duyamayana ulaştırmaktan başka bir gaye için, mesela sesini güzel göstermek ve dikkat çekmek için kullanmak da -özellikle mescidlerde- edebe mugayîr ve çirkin bir davranış olur. Camilerde lüzumsuz sesler çıkarmak ve gereği yokken yüksek sesle okumak ve konuşmak mekruhtur. Sahabe, bastonlarının ucunu dahi mescidde yavasça yere koyarlarmış. Gerek yokken mikrofonsuz müezzinlik ya da imamlığın eksik olacağını sanmak ve çok küçük mescidlerde üç-beş kişilik cemaatle dahi mikrofon kullanmak, yani onda ibadeti tamamlayıcı bir özellik görmek bid’at olur. Huzuru kaçırır, maneviyatı bozar. Bazan ihlâs ve samimiyetle sade olunmanın tesirini bilemeyen zavallı imam ve müezzinler şamata, teganni ve makamlarla cemaati cezbedecek ve celbedeceklerini sanırlar. Işte bu iyi niyetli bir hatadır.



« Önceki Yazılar   |  


Eklenen Son Yazılar